Eskişehir'de geçtiğimiz hafta iki önemli gelişme yaşandı. Birisi Pazartesi gününden itibaren Kırka Eti Maden tesislerinde lityum karbonat üretiminin başlaması. Diğeri ise Eskişehir TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş.'de (TEİ) Türk mühendisleri tarafından tasarlanıp imal edilen TEİ-TS1400 ilk Milli Helikopter Motoru.

TUSAŞ Motor Sanayi TEI, 2017 yılından bu yana üzerinde çalıştığı Türkiye'nin ilk yerli ve milli helikopter motoru TS1400'ün prototipini, genel maksat helikopteri Gökbey'e entegrasyon için TUSAŞ'a teslim etti.

TS-1400 motoru Gökbey helikopterinde kullanılacak.

Neresinden bakarsanız bakın Eskişehir adına gurur verici iki gelişme.

Eskişehir'in Türkiye'de ne kadar önemli iller arasında olduğunun göstergesi.

* * *

Turboşaft motor geliştirme projesi kapsamında yapılacak yatırımlar ve kazanılacak kabiliyetlerle TEİ'nin kendi alanında ülkede rol model haline dönüşüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği gibi TEİ artık sadece motor üreten değil, motor tasarlayan, üreten ve dünyaya satan bir marka haline geliyor.

8 yıllık Turboşaft Motor Geliştirme Projesinde, tamamı TEI çalışanlarından oluşan ve TEI'nin Eskişehir, Ankara ve İstanbul Mühendislik Ofislerinde bulunan yaklaşık 250 kişilik bir mühendislik ekibi projede yer aldı.

TEİ son 7 yılda 10 adet milli motor geliştirdi.

Seri imalata geçildiğinde yılda 60 milyon dolarlık bir ileri teknoloji ithalatının önüne geçmiş olunacak.

* * *

TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit, TS1400 için çalışmalara 2017 yılında başladıklarını, ilk prototip çalışmasının 4 yıl içinde planlandığını, ancak kendilerinin bu planların da önüne geçerek ilk teslimatı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Bir Eskişehirli olarak TEİ'nin bu büyük başarısından dolayı gururluyum.

Bizlere bu gururu yaşatan başta TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit olmak üzere Turboşaft Motor Geliştirme Projesinde emeği gecen herkesi kutluyorum.

* * *

Bir diğer sevindirici olay ise Pazartesi gününden itibaren Eskişehir Kırka Eti Maden tesislerinde Lityum karbonat üretime başlaması.

Lityum karbonat ne işe yarayacak şeklinde bazılarımızın kafalarına soru işareti takılabilir.

Türkiye'nin ilk elektrikli yerli otomobili TOGG'un yapımı için düğmeye basılmıştı. Türkiye otomobil girişim grubu tarafından geliştirilen yerli aracın prototipinin tanıtımı 27 Aralık 2019 tarihinde Gebze'de bulunun Bilişim Vadisi'nde gerçekleşmişti.

Bursa'daki fabrikanın yapımı ise devam ediyor.

2021 yılında tamamlanması halinde 2022 yılından itibaren seri üretime başlanacak.

TOGG'un geliştirdiği elektrikli araçlarda kullanılacak lityum-iyon pilinin yapımında kullanılacak Lityum karbonat da Eskişehir Kırka Eti Maden tesislerinde üretilmeye başlandı.

* * *

Başlangıçta 10 bin ton/yıl olacak pilot üretimimiz, kısa süre içerisinde 600 bin ton/yıla çıkacak. Bu üretim yerli elektrikli otomobilin pil ihtiyacı için önemli bir girdi olacak.

BAKAN'DAN İTİRAF

TOGG'un geliştirdiği elektrikli araçlarda kullanılacak lityum-iyon pilinin yapımında kullanılacak Lityum karbonat da Eskişehir Kırka Eti Maden tesislerinde üretilmeye başlanıldığının müjdesini veren Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, hem itirafta bulundu hem de müjde verdi.

'Nadir toprak elementi dediğimiz lityum, berilyum, galyum, niyobyum, toryum, zirkonyum, rubidyum ve vanadyum gibi madenlerimizi bugüne kadar teknolojik yetersizlik nedeniyle değere dönüştüremedik. Bu alandaki gidişatı tersine çevirmek için Eti Maden Eskişehir Sivrihisar'da nadir toprak elementleri (NTE) pilot tesis kurma çalışmalarına başladık. Bu elementlerin işlenmesiyle ilgili bazı ülkelerle görüşmelerimiz devam ediyor.'

* * *

Müjde tamam da Bakan Dönmez'in şu sözleri ister istemez kafama takıldı.

'Eti Maden Eskişehir Sivrihisar'da nadir toprak elementleri (NTE) pilot tesis kurma çalışmalarına başladık. Bu elementlerin işlenmesiyle ilgili bazı ülkelerle görüşmelerimiz devam ediyor.'

Acaba tesisi biz kuracağız da yabancılar mı işletecek?

Yoksa çıkarılacak elementleri işleyecek beyin mi yok?

* * *

Makas iyice açıldı

Eskişehirspor'un bugün 21 puanla ligin 4. sırasında bulunan Tuzlaspor ile oynayacağı karşılaşmadan da puansız ayrılması halinde ligde kalma umudunu büyük ölçüde kaybetmiş olacak.

1,5 sezonda üç teknik direktör değişti.

Kötü gidişata üçü de çare olamadı.

* * *

Bu kötü gidişatın baş mimari Mustafa Özer.

Neden mi?

Sezon başında takımı lige hazırlayan isim.

Bıraktığı enkaza çare olması için getirilen İlhan Var da yeterli deneyime ve nosyona sahip değil.

* * *

Yaşanılan başarısızlığı tamamen bütün suçu Mustafa Özer'e de yıkmak doğru olmaz.

Bu başarısızlıkta elbette Mustafa Akgören ile yönetim kurulunun da payı var.

O da Çoşkun Demirbakan'dan sonra takımın başına Mustafa Özer'i getirmek.

Türkiye Cumhuriyet'in kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk rahatsızlığında ne demiş?

'Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz'.

Türk Hekimlerine olan güvenini yukarıdaki sözlerle vurgulamış.

Keşke Mustafa Akgören ve yönetimi de Çoşkun Demirbakan'ın görevine son verdikten sonra bu şehrin çocuklarına azıcık güvenebilseydi ve Eskişehirli bir hoca getirseydi de çareyi onlarda arasaydı.

Eskişehir dışından getirdiği hocalara inandığı kadar herhalde onlara inanmadı.

* * *

Takımın başına Teknik Direktör olarak getirilen İlhan Var ve ekibi takıma yeni bir ruh vermeye ve yeşil çimler üzerinde adeta yürüyen futbolcuları koşturmaya çalıştı.

Koşmaya da başladılar.

Bazı maçlarda ortaya konan futbol göz doldurdu da.

Örneğin Adana Demirspor karşısında ilk yarıda.

* * *

'Genç bir ekip, rakipler Eskişehirspor'dan yaşlı. Onlar 60'ıncı dakikadan sonra yorulur. Bu da bize avantaj sağlar' deniliyordu.

Ama öyle olmadı.

Tam tersi.

Oynanan maçlara baktığımızda yenilen goller genellikle maçın ikinci devresinde ve 60'ıncı dakikadan sonra geldi.

En yakın örnek Adana Demirspor ve Giresunspor maçları.

2. yarıda yenilen gollerle maçı kaybediyorlar.

Öne geçtikleri maçlarda bile skoru koruyamıyorlar.

Yedikleri golden sonra siyah-kırmızılı formayı giyen futbolcular çabuk demoralize oluyorlar.

Yenilen golü telafi edeceğiz derken ardından 2'nci, 3'üncü gollere engel olamıyorlar.

* * *

Giresunspor karşısında alınan mağlubiyet Eskişehirspor'u uçuruma bir adım daha yaklaştırdı.

Bugün oynanacak Tuzlaspor karşısında alınacak kötü bir sonuç ise siyah-kırmızıları uçuruma sürükler.

O saatten sonra artık Es-Es'i hüzün yolunda kimse durduramaz.

* * *

Küme düşmeye namzet olarak gösterilen Ankaraspor, Boluspor ve Bandırmaspor ile Eskişehirspor'un arasındaki puan makası Giresunspor yenilgisiyle iyice açıldı.

Bandırmaspor'un 11, birer maçları eksik olan Boluspor ile 9, Ankaraspor ile de 7 puan fark oluştu.

15. BANDIRMASPOR 12 3 3 6 14 15 -1 12

16. BOLUSPOR 11 2 4 5 11 14 -3 10

17. ANKARASPOR 11 2 2 7 7 17 -10 8

18. ESKİŞEHİRSPOR 12 0 4 8 5 24 -19 1

Aradaki farkın kapanabilmesi için Eskişehirspor'un oynayacağı maçları kazanması, rakiplerinin ise kaybetmesi gerekiyor.

Bu durum da bana; 'ölme eşeğim ölme, yaz gelince yonca bitecek' deyimini hatırlatıyor…

* * *

Heykeller bile maske taktı!

Sosyal Medya'da gördüm.

Hem güldüm hem de 'bunu gören birilerine mesaj olur' dedim kendi kendime.

Doktorlar Caddesindeki bankta oturan ve dedikodu yaptığı betimlenen iki kadın heykelini hepiniz görmüşsünüzdür.

Hatta pek çoğumuz bu heykellerin arasına girerek veya yanlarına oturarak fotoğraf bile çektirmişizdir.

* * *

Sohbet etmekte olan iki kadın heykelinin ağızlarına birisi veya birileri maske takmış. Ortaya çıkan bu ilginç görüntü ile de vatandaşlarımıza maskenin önemi konusunda harika bir mesaj vermiş.

Bu ders niteliğindeki eylemi kim ya da kimler akıl etmişse kutluyorum.

* * *

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüsten korunması için zorunlu olarak vatandaşlarımızın takması gereken maskenin, iki heykele takılması görenleri maske takmanın önemini hatırlatarak uyarmış.

Aynı zamanda virüse karşı mücadele kapsamında en büyük tedbiri olan maskeyi el, kol, çene gibi yerlerde takılmaması, burnu ve ağzını tamamen kapatılması gerektiği de vurgulanmış.

* * *

Virüsten korunmak adına 'maske, mesafe' kuralına uymamak için hala direnenlerin Doktorlar Caddesi'ndeki bu heykelden ders almalarını önemle vurgulamak istiyorum.

* * *

Hayatı Iskalamak

Üniversiteden yeni mezun olmuş bir arkadaş grubu eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyarete giderler. Sohbet ilerler. Bir ara konu hayatta karşılaşılan sıkıntılara ve bunların neden olduğu strese gelir. O esnada, misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve büyük bir termos içinde kahve ile beraberinde porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden pahalı görünene kadar değişik kahve bardakları ile gelir. Elindekileri masaya koyar. Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler:

Eminim fark etmişsinizdir; pahalı görünen bardakların tümü alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz elbette normal bir durum. Ne var ki aslında sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı tam da bu durumdan kaynaklanıyor. Gerçekte bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepiniz aslında kahve istiyordunuz, bardak değil. Oysa bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Bir an için hayatınızın 'kahve'; iş, para ve toplumdaki konumunuzun ise 'bardaklar' olduğunu düşünün. Bardaklar nasıl kahveyi tutmak için varlarsa, onlar da hayatı tutmak için varlar. Seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak bize sunulan kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın!

- - -

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar. Basit yaşayın. Birbirinize derinden özen gösterin. Saygılı ve nazik olun. Cö​mertçe sevin.

(alıntı)

*-****