19 Mayıs 1925 yılında Başbakan İsmet Paşa, Samsun'da yaptığı konuşmada ; 'Büyük Millet Meclisi'nin kanunlarına karşı gelenler'in derhal cezalandırılacaklarını ve hükümetin geçmişteki suçları izleyerek, sahiplerinin de cezalandırılacağını söyler. Ayaklanma bastırıldıktan sonra, ayaklanmanın kalıntılarının temizlenmesi gerekmektedir. Seferberlik kaldırıldıktan sonra, 1 Hazirandan itibaren askerin terhisine başlanır. Ayaklanmanın kalıntıları ve çıkan diğer bazı küçük yerel ayaklanmalar nedeniyle, 'ıslahat tamamlanmadığı' gerekçesiyle, yeniden ilan edilmiş olan sıkıyönetim, 21 Kasım 1925 ve 22 Kasım 1926 tarihlerinde birer yıl süre ile iki kez daha uzatılacaktır. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 31 Mayıs 1925 tarihinde millete yayınladığı bildiride, ayaklanmanın sona erdiğini, terhis işleminin hemen yapılacağını, İstiklal Mahkemeleri'nin ve sıkıyönetim mahkemelerinin çalışmalarının devam edeceğini belirttikten sonra, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak azim ve inancını dile getirir.

Şeyh Said ayaklanması, Türkiye'deki milli, laik ve devrimci gelişmeye karşı, teokratik ve etnik bir anlayıştan kaynaklanan, kişisel çıkarların, Kürdistan kurulmasını amaçlayanların, Musul petrolleri ile Türkiye'nin ilişkisini koparmak veya en azından bu yörede çıkarılan bir ayaklanmayla Türkiye'yi yıpratarak, Musul üzerindeki iddialarından vazgeçirmeye çalışan İngilizlerin de etkisiyle çıkan bir ayaklanmadır.

Tanzimat'tan sonra, Batı Anadolu'daki gelişmeler, Doğudakinden ayrı olmuştur. Doğu'da şeyh-şıh ve ağaların egemen olduğu yarı feodal bir sistem yaşanmaktadır. Burada yaşayan köylünün bir toprak kölesinden pek farkı yoktur. Ağa ve şeyhin egemenliği yalnız köylünün malına, emeğine ve ürettiği üzerinde değil, inançları, aile işleri ve tüm davranışlarında da geçerlidir. Ayaklanmanın bastırılmasına rağmen, bu yapı değiştirilememiştir. Toprak mülkiyetinin köylüye ait olduğu yerlerde Türkçe egemen olmuş, okullar açılmış, bilinçlenme ve kalkınma görülmüş, ancak şeyhin, ağanın egemen olduğu yerlerde Kürtçe üstünlük kazanmış, ortaçağ zihniyeti hüküm sürmüştür. 1924 Anayasası'nın demokratik liberal yapısı ve yeterli kadroların yokluğu, o tarihte gerekli yeniliklerin yapılmasını engellemiştir. Hatta, yapılmış veya yapılacak olan birçok yenileşme bile, bu Anayasa'nın, muhalefetin tüm direnmelerine rağmen, tesadüfi olmuştur. Cumhuriyet'in ilanı ile, bu düzenle birlikte, buna bağlı olan çıkarların da yıkılacağı korkusu, Şeyh Said Ayaklanması'nın en büyük itici gücü olmuştur.

Şeyh Said Ayaklanması'nın özünde, hilafet- saltanatın yerini Türk Milliyetçiliğinin almasına karşı bir tepki olduğunu ileri süren görüşte yeterli değildir. Çünkü milliyetçilik, daha 'Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin adı ile, hatta ondan çok daha önceleri daha değişik bir görüşle de olsa başlamıştır. Milli savaşın en zayıf günlerinde bile, böyle bir tepki görülmemiştir. Tanzimat döneminden beri, bu yörede çıkan ayaklanmaların kökeninde, Doğunun sosyo- ekonomik yapısı yatmaktadır. Bu yapının değişeceği korkusu, çıkarları buna bağlı olan ağa ve şeyhlerin her yenileşme döneminde tepkisiyle karşılaşmıştır.

Ayaklanmalar, İngiltere'nin Musul ile ilgili çıkarlarına kavuşmasını kolaylaştırmıştır. Uzun savaş yıllarının sonunda, bir imparatorluğu tasfiye ederek, onun kalıntıları üzerinde milli bir Cumhuriyet kuran Türklerin, savaş yıllarının yaralarını sarmaya, sosyo-ekonomik meselelerini çözmeye ve tüm toplum ve devlet yapısını değiştirmeye başladığı ve özellikle İngiltere ile Musul meselesi yüzünden yeni bir savaşa girebilecek kadar aralarının açıldığı zamanda çıkan bu ayaklanma, onların İngiltere karşısında gerilemesini ve İngiltere'nin amacına ulaşmasını kolaylaştırır. İngiliz basını Türkiye'deki modernleşmeyi överken, Musul sorunundaki Türk tezini daima yanlış olarak değerlendirmiştir. Kürtlerin, modern Türkiye'nin genel düşüncesini kabul ettiği ve Türklerle birlikte yaşamak istedikleri yolundaki Türk tezini asılsız olarak yorumlarken, Türkiye'nin iddia ettiği gibi bu ayaklanmanın hilafetin kaldırılmasına karşı gerici bir tepki olmayıp, doğrudan Kürdistan'ın bağımsızlığına yönelik olduğunu ileri süren İngiliz resmi görüşünü savunmaktadır. Hatta, Irak'ta Kürtlerin yoğun olduğu yörelerde Kürtçe konuşabildiklerini, okullar, hastaneler, dispanserler açıldığını, yörenin kalkınması için karayolları ve demiryolları yapıldığını, Van, Diyarbakır ve Mardin'de yaşayanların bu imkanlardan yararlanmak için Musul'a geldiklerini ileri sürmektedir. Ayaklanmaya çok yer verilmemekle birlikte, Musul meselesi, ayrıntılı bir şekilde ele alınır. Türkiye'deki İngiliz Elçiliği ise, ayaklanmayı bastıran kuvvetlerin Musul'a karşı kullanılacağı kanaatini değiştirmemiştir. 'The Times', ayaklanmanın başarısızlığını, asilerin organize yetersizliğine, top ve makineli tüfek ve hatta uçak gibi silahlara sahip olmayışlarına bağlamakta ve Türkiye bütçesinin 20 milyon pound harcama yapmak zorunda kaldığını belirtmektedir. Ayaklanmanın bastırılmış olmasından hoşlanmadığı anlaşılan Times yazarı, daha sonra, bölgede feodal hakların sona ereceğinin, göçebe aşiretlerin yerleştirileceğinin ve askeri yönetimin bir süre daha devam edeceğinin anlaşıldığını yazmaktadır.

İsteklerini büyük ölçüde gerçekleştiren İngiltere, ayaklanmalardaki gelişmeleri ve sonucunu yakından izlerken, Rusya'ya güven duymayan Türkiye'nin, İngiltere ile ilişkilerinin düzeltilmesine tek engel Musul olduğu için, Irak Kürtlerine muhtariyet verilmesinden yana olmakla birlikte, bunun düzelmesini umduğu Türk- İngiliz ilişkilerinin etkilenmemesini de istemektedir.

Ayaklanma bastırıldıktan sonra, sürgün edilmiş olan bazı ailelerin yerlerine Türklerin yerleştirileceği, ağaların topraklarının köylüye dağıtılacağı gibi söylentiler gerçekleşmez. İngiltere'nin, Türkiye ile yaptığı görüşmelerden sonra, Irak'taki Kürt aşiretlerinin Türkiye'ye dönmesine izin verilir. Sıkıyönetim kaldırıldıktan sonra da yöredeki sorunlar devam eder. Hükümet, ayaklanmanın kesin olarak bastırılmasından ve yeni meseleler çıkmayacağına inandıktan sonra, yumuşak bir politika izlemeye başlar. Çıkarılan af yasası ile, sürgün edilmiş olan ailelerin geri dönmelerine izin verilir. 9 Mayıs 1928 tarihli yasa ile de 3 ay içinde teslim olanlara af olanağı tanınır. Bazı şeyhler-ağalar teslim olurlar. Fakat Doğu'ya doktor, öğretmen ve memurlarla, çeşitli hizmetler götürülmesi meselesi ise, savaş yıllarında tüm kadrolarını yitirmiş olan Türkiye için büyük bir sorun olmaya devam etmektedir (Devam Edecek).