Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Meselesi
30 Nisan'da, Urfa'da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın sorumlu sekreteri olarak görevli ve Şeyh Said Ayaklanması'nda manevi olarak etkili olduğu gerekçesiyle tutuklanmış olan emekli Yarbay Fethi Bey'in üzerinde bulunan hatıra defterinde yazılı 'bakla, mercimek, şalgam' ve bunlar gibi bazı kelimelerin şifre olmasından şüphelenen Ali Saib Bey, bu konuda açıklama ister. Fethi Bey, bu iddiayı reddeder. Ayaklanmayı kışkırtmadığını, partisinin programında bulunan 'hissiyat-ı ve itikad-ı diniyeye hürmetkar' maddesini zararlı bulduğunu ve programı beğenmediğini, bu hükmün bilgisiz şeyhlerce istismar edilerek kullanıldığını ileri sürer. Mahkemenin bunu zararlı bulduğu gerekçesiyle partisine haber verip vermediği sorusuna ise, 'hayır' cevabını verir. Çeşitli sorular karşısında, hiçbir yerde dolaşmadığını, kimseyle görüşmediğini, yalnız Şeyh Eyüp'le bir kere görüşmüş olduğunu ve ayaklanmadan önce, ayaklanmaya ait herhangi bir belirti görmediğini de söyler. Sonuçta, 'Şark ihtilalinin zuhura gelmesini manen teshil ve teşvik mahiyetinde harekat-ı kavliyede bulunmuş olduğu' kanaatine varılarak 5 yıl hapsine karar verilir. Fethi Bey, emekli olduğu için mahkumiyet yeri olan Samsun'a gidecek parası olmadığından, kendisine yardım edilmesi istenir. Savcılığın sağladığı imkandan yararlanılarak, Samsun'a yollanır.

Fethi Bey'in mahkum olmasından sonra İstiklal Mahkemesi, bölgesindeki tüm valiliklere 25 Mayıs 1925 tarihinde yolladığı yazıyla, görev bölgeleri içindeki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın şubelerinin kapatılmasını bildirir. Valilikler, aldıkları bu emre uyarak, kendi illerindeki şubeleri kapatmaya başlayıp, ilgili tutanakları da mahkemeye yollarlar.

Olay İngiliz basınında da yer alır. Demiryollarını denetlemek amacıyla gezide bulunan İsmet Paşa'nın Samsun'da yaptığı konuşmada, hükümetin geçmişte işlenmiş suçların da cezalandırılacağını söylemesine değinen 'Times', büyük bir kongre toplamaya hazırlanan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın, muhtemelen hükümet tarafından kapatılacağını ileri sürmekte, İstiklal Savaşı'nda Amerikan Mandası yanlısı olan parti ileri gelenlerinin bu görüşlerinin de bu kapatılma kararında etkisi olabileceğini de gözden uzak tutmamak gerektiğini belirtmektedir.

3 Mayıs günü, köyünde asileri barındırıp, onlara yiyecek vermekle suçlanan Kığılı Hacı Hüseyin'in yargılaması yapılır. Hüseyin Bey, ileri sürülen tüm suçlamaları reddederek, iftira olduğunu söyler. Bu iftirayı Avineli Kamil Bey'in attığını, onun, asileri izleyen birliklere gidip asıl asi köyleri yerine, bir tek asinin bile uğramadığı köyleri 'asi köyüdür' diye askeri birliklere gösterip topa tutturduğunu ileri sürerek, durumun incelenmesini ister. Bunun üzerine, başka bir sebeple daha getirtilmiş olan Avineli Kamil Bey'in yargılanmasına karar verilir. Tanıkların açıklamaları ve eldeki belgeler Hüseyin Bey'in iddialarını doğrulamaktadır. Hüseyin Bey hakkında, Kamil Bey'in verdiği ihbardan başka, elde suçlayıcı hiçbir delil yoktur. Hacı Hüseyin bu sebepten beraat eder. Fakat daha sonra, Diyarbakır'da çarşı içinde vurularak öldürülür. Avineli Kamil Bey ise, Hüseyin Bey'in ileri sürdüğü suçlarla yargılanmaya başlar. Bu yargılama sırasında Savcı Süreyya Bey izinli olarak Ankara'da bulunmaktadır. Dava uzun sürdüğü için, henüz bitmeden görevine başlar. Cumhurbaşkanı, Savcı Süreyya Bey'e yolladığı 20 Mayıs 1925 tarihli yazıda, Diyarbakır Mebusu Fevzi Bey'in akrabası olan Avineli Kamil Bey hakkında çeşitli yerlerden iyi niyet dilekleri geldiğini belirttikten sonra, tutukluluk sebebi hakkında bilgi ister. Süreyya Bey ertesi gün yolladığı cevapta, Kamil Bey'in yukarıda zikredilen suçlarla tutuklu olduğunu bildirir. Mustafa Kemal de bir daha konuyla ilgili hiç bir şey sormaz.

Bu dava devam ederken, 5 Mayıs'ta daha önce sıkıyönetim mahkemesi tarafından sorgusu yapılıp serbest bırakılmış olan Cemil Paşazadelerden Cevdet, Kadri, Memduh ve Muhittin Beylerin durumu ele alınır. Savcılık ve yargıçlar, soruşturma ve yargılama yetkisinin İstiklal Mahkemesi'ne ait olduğu görüşündedirler. Savcılık, tutuklamanın ayaklanma olayı ile ilgisi ve ihtimali üzerinde durarak, bu konuda kendilerine bilgi verilmemiş olduğunu ve gerekirse İstiklal Mahkemesi'nin yargılama yapabileceğini belirtir. Başka bir duruşmada yargılanan Molla Süleyman oğlu Mahmut, duruşma sırasında, Cemil Paşazadelerin, Şeyh Said'in düşüncesini kabul ettiklerini işittiğini söylemesi üzerine, adı geçen kişiler tutuklanır. Şeyh Said ile birlikte yargılanmalarına karar verilir.

16 Nisanda yakalanan Şeyh Said, yargılanmak üzere 6 Mayısta 38 arkadaşı ile beraber Diyarbakır'a getirilirler. Ata binmiş olan Şeyh Said ve birkaç arkadaşının dışında tüm tutuklular yayadırlar. Tutukluları Yarbay Ali Rıza Bey (General Ali Rıza Altunkal) komutasında bir askeri birlik getirir. Tutuklulara ait tüm dosyalar İstiklal Mahkemesi Savcılığı'na verilir. Savcılığın emrinde yazı ve kayıt işlerine bakan iki memur dışında, dava dosyalarını inceleyerek Savcı'ya yardım edebilecek hiç kimse yoktur. Dosyaların incelenmesi, iddianamelerin yazılması, sorguların yapılması için Savcılık, o sırada Diyarbakır Sıkıyönetim Amirliği'nde müşavir olarak görevli bulunan ve Savcı Süreyya Bey'in Şam'da iken tanımış olduğu Münir Bey'in (Emekli Korgeneral Münir Kocaçitak) geçici kaydıyla kendisine yardımcı olarak verilmesini sağlar. Milli Savunma Bakanlığı'nın izniyle de bu durum resmileşir.

Avineli Kamil Bey'in duruşması sürerken, Şeyh Said'in yargılanmasına başlanır. Avineli Kamil Bey'in duruşmaları, mahkeme üzerinde bölgenin sosyal durumu yönünden büyük etki yapar. Bu nedenle yargıçlar ve Süreyya Bey, 12 Haziran 1925 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve Başbakana yolladıkları raporda, sebep ve etkileri dolayısıyla yörenin sosyal durumu ve bazı mütegallibe hakkında geniş bilgi verilmekte, olaylar uzun uzun anlatıldıktan sonra şu sonuç ortaya konulmaktadır ;

'Bu bölgedeki derebeylik gelenekleri ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için masum halk üzerine baskı yapan ve nüfuz yürüten kimselerden ayaklanma ile ilgili bulunduğu anlaşılanlar hakkında Mahkeme kanunen gereken kararları vermekte devam edecektir. Ancak, suçları tespit edilemeyenlerin hüviyetlerine bakılmadan bu bölgeden uzaklaştırılmaları suretiyle halkın geniş, serbest nefes almasına, memurların çeşitli tesir altından kurtarılarak serbestçe çalışıp vazife görmelerine imkan verilmelidir. İsyan olayında kötü durumda olan bütün hükümet adamları cezasız kalmamalıdır. Mahkeme bu husustaki kanuni yetkisini kullanma görevini yapacaktır. Şu kadar ki, mahkememizin el koymasında sakıncalar ve imkansızlıklar olan hususlarda merkezin yetkisini kullanması gerekir ve yararlı olacaktır'

23 Haziran da ikinci bir yazı ile konu tekrarlanır. Ancak cevap gelmez. Doğu Anadolu'nun bu yöresindeki feodal yapı, daha başlangıçtan beri dikkati çekmiş, İstiklal Mahkemesi de, ayaklanma olayının en büyük etkenlerini Cumhurbaşkanı ve Başbakana göstermiştir (Devam Edecek).