Oktay Akbal’ın 1946 yılında yayınlanan ilk öykü kitabının adıdır.

İsmi deyim haline dönüşen, savaş üzerine yazılmış etkileyici bir giriş cümlesine sahip öykü kitabının ilk paragrafı şöyledir;
“Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey...

Çünkü yeryüzünde savaş vardı.

İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürülüyorlardı.

Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu.

Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu.

Tramvaylar, vapurlar sabahları, akşamları tıklım tıklım, daima aceleci, sinirli, telaşlı bir kalabalığı şehrin bir ucundan öteki ucuna taşıyıp duruyorlardı…”

Evet, önce ekmekler bozuldu, sonra her şey…

Oktay Akbal Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir…

İkinci Dünya Savaşını yaşamış biri olarak savaşın dehşetini ve yıkıcılığını çok iyi biliyordu…

Karne günleriydi…

Okul karnesi değil ama ekmek karnesi…

Rahmetli annem anlatırdı…

“Her aileye nüfusuna göre karne dağıtırlardı…

Hükümetin verdiği karnede yazan ekmek sayısından fazlasını alamazdınız, parasıyla bile…

Bir de halka arpa unundan yapılmış ekmek verirlerdi, bazısının içinden kocaman saplar çıkardı…

Halk kara ekmek yer ancak o zamanki yöneticiler, siyasetçiler beyaz buğday unundan yapılmış, bembeyaz mis gibi ekmek yerlerdi…”

İsmet İnönü’nün, Kurtuluş Savaşı günlerinde yaptıklarının çabucak unutulup, bir türlü halkın gönlüne girememesinin nedenlerinden biri o savaş günlerinde yaşananlardır…

Ancak Alman işgali tehlikesi Türkiye’nin Trakya sınırına kadar gelmişti…

Ülkenin başka çaresi yoktu…

Yıllar sonra o günler kendisine sorulduğunda şunu söyleyecektir;

“Evet, ben belki sizi aç bıraktım ama çocuklarınızı babasız bırakmadım…”

***

Ekmek bizim beslenme alışkanlığımızda çok önemli bir yere sahip…

Ekmeksiz yediğimiz hiçbir şey bizi doyurmaz, daha doğrusu o hissi vermez…

Bizim alışkanlığımızdır;

Bir kâse çorbayla ayrım ekmek yeriz…

İşte o ekmeğe yeniden zam geliyor…

200 gram ekmek 17 buçuk lira, 225 gram ekmek 20 lira…

Diyeceksiniz ki;

“Ne var bunda?

Görmediğimiz şey mi zam?

Alıştık zaten…”

Evet, alıştık; kötü olan da bu zaten…

O ilk zamanlarda gördüğümüzde gözlerimizin fal taşı gibi açıldığı etiketlere öyle çabuk alışıyoruz ki, bu inanılmaz bir şey…

O kadar edilginiz…

Raflardaki herhangi bir ürüne birkaç hafta zam gelmezse şaşırıyoruz…

Açlık sınırının 35 bini geçtiği, yoksulluk sınırının 100 binin üzerine çıktığı bir dönemden söz ediyoruz…

Oktay Akbal’la başladık,

Beni affetsin ismini hatırlayamadığım bir şairin dizesiyle bitirelim…

“Şaşıyorum ekmeklerin bu kadar küçülüp, çocukların bu kadar büyüdüğüne…”