Bisiklet bazıları için bir ulaşım aracı, bazıları için bir spor… Tuba Tok için ise çok daha fazlası: özgürlük, yeniden başlama ve kendini bulma hikâyesi.

Onun yolculuğu çocuklukta, kardeşiyle paylaştığı tek bir bisikletle başlıyor:

“Mahalle sokaklarını keşfederek büyüdüm. O ilk dengede durma hissi, bugün hâlâ yüzümde hissettiğim rüzgârın temeli.”

Tuba Tok’un hikâyesinde Eskişehir’in ayrı bir yeri var. Eğitim hayatının büyük bölümünü bu şehirde geçiren Tok, ailesinin hâlâ burada yaşadığını ve bu bağın kendisi için çok kıymetli olduğunu vurguluyor. Bir yanının Kırım Tatarı kültürüyle şekillendiğini belirten Tok, bu köklü geçmişin ona hem dayanıklılık hem de güçlü bir aidiyet duygusu kazandırdığını söylüyor. Eskişehir’in düzenli yapısı ve bisiklete uygun şehir dokusu ise onun bu sporu hayatının merkezine almasını kolaylaştıran önemli unsurlardan biri.

Bugün yarışan bir sporcu olarak, bu tutkuyu daha ileri taşıyor:

“Hız, kontrol edebildiğim bir tutku; Gran Fondo ise bunun en büyük sahnesi.”

Başarının tesadüf olmadığını özellikle vurguluyor. Katıldığı birçok yarışta kürsünün ikinci basamağında yer almış:

“Her ikincilik aslında beni birinciliğe hazırlayan bir basamaktı.”

Ve beklenen an İzmir’de geliyor:

“Finişi ilk sırada geçtim. Bu sadece bir kupa değil, azim ve disiplinin karşılığıydı.”

Bu noktaya gelmesinde üç temel unsurun altını çiziyor:

“Sürdürülebilir antrenman, doğru beslenme ve tecrübe paylaşımı.”

Kadınların bu spordaki yerine de özellikle dikkat çekiyor:

“Start çizgisinde daha fazla kadın görmek en büyük hedefim. Eğer bir kadına ‘sen de yapabilirsin’ dedirtebildiysem, benim için en büyük başarı budur.”

Tuba Tok için gerçek rekabetin tanımı da farklı:

Benim rakibim başkaları değil, dünkü halim. Biraz daha ileri gidebiliyorsam, asıl zafer budur.”

“Bisiklet benim özgürlüğüm. Rüzgarı yüzümde hissettiğim her an, hayatın vitesini büyütüyorum.”