Tatil hakkı herkesin hakkıdır ve devredilemez. Çok ya da az çalışan herkes tatili ister ve yapar. Tatil bir karşılık gibi görülür, tüm yıl koşuşturmacanın ardından zafere ulaşma gibi. Genel düşünmek zarar verici olabilir çünkü memleketi genel olarak masaya yatırdığınızda ortada tatili hak eden bir tek kişi bile göremiyorum. Köyden kente işçiden memura hiç kimse tatili hak etmiyor bu bağlamda bakarsak. Ancak henüz Kurtuluş Savaşı reaksiyonları oluşmadığından şimdi herkes tatili hak ediyor.
Ben de tatile önem veririm. Tatili sevmişimdir hep. Benim için okuma ve yazma günleridir. Hem, karton bir kağıda yazılmış ve eline tutuşturulmuş, uymak zorunda olduğun 'günlük program' da yoktur tatil günlerinde.
İstediğin saatte kalkarsın.
Oturur, ailenle birlikte, en sakin halinle kahvaltını yaparsın. Gazeteleri açar, istediğin bir köşe yazarını okursun.
İster televizyon izlersin, istersen gider tekrar yatarsın.
Eşini, çocuklarını ikna edebilirsen eğer, gider bir yerlerde oturur, kahve içer; gerekli, gereksiz konular üzerinde sohbet edersiniz.
Gönlünden geçeni yapabilirsin.
Çocuklarını, arkadaşlarını, dostlarını mutlu edecek, onların arasına karışacak bir durum oluşturabilirsin.
Tiyatroya, sinemaya da gidebilirsin.
Üzerinde rahat giysilerle, yıllardır gitmediğin yerlere gider, kentin yeni haliyle tanışabilirsin.
İnsanların arasına karışır, tanımadığın insanlarla selamlaşır, gülümsersin. Espriler yapabilirsin.
'Telefon çalacak, canımı sıkacak' kaygısından uzak, kendi halinde geçirirsin günü.
'Fabrika ayarlarına', yani fıtratına, yaratılışına dönersin.
Doğal, katıksız, rolsüz, üzerine sıçramış formalitelerin tozlarını temizlemiş olarak yaşarsın.
Ya da bütün bunların yanında daha iyi bir iş yaparsın.
Oturur, yarım kalmış bir kitabı bitirirsin.
Dostoyevski'nin Ecinniler'ini, Balzac'ın Eugénie Grandet'sini, Camus'nun, Kafka'nın herhangi bir kitabını yeniden okumaya karar verirsin.
Asıl o vakit, içinde sürüklendiğin hayatın anlamıyla tanışabilirsin.
Bütün bunlar, tatil günleri içinde birkaç saatini alabilir.
Tatil, rüya gibidir.
Ya da bunların içinde ama bunlardan çok daha anlamlı bir eylem yaparsın.
Uzak bile olsalar, atlar gidersin anne-babanın yaşadığı yerlere.
Onların, seni her zaman kucaklamaya hazır 'manevî' iklimine dalarsın. Bir an bile yanlarından ayrılmadan, başka hiçbir şeyle meşgul olmadan, girersin onların dünyalarına, zihnin berraklaşır, huzur bulursun.
Bu notlarla birlikte tatilin de tanımına okumayı yazmayı eklemeyi, ağaçlarla ilgilenmeyi, bahçeyle ilgilenmeyi, hayvanlarla ilgilenmeyi ve siyasetle ilgilenmeyi de ekleyin. Kapitalizmin tuzaklarına yenilmeden, siyasetçilerin tezgahlarına kapılmadan, hiç bir sömürücünün tekeline kendimizi bırakmadan iyi bir dinlence oluşturmalı.