Bu yıl Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 86. yıl dönümü. Çağdaşlığın ve bilimin öncülüğünde; cehaletin karanlığından kurtuluş mücadelesinin özgün simgesi olan Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940’ta hayata geçirildi.

Türk aydınlanmasının temeli eğitim devrimidir. Eğitim devriminin üç önemli ayağından ilki 3 Mart 1924’te gerçekleştirilen Öğretim Birliği Yasası, ikincisi 1 Kasım 1928’de yapılan Harf Devrimi’dir.

Öncü kadrolar, devrimlerin kalıcılığının halkın tümü tarafından benimsenmesine bağlı olduğunu biliyorlardı. Bu durum nüfusun yüzde 80’ini oluşturan köylü yurttaşların eğitilmesini gerektirmekteydi. Ülke genelinde yüzde 6-7 civarında olan okuryazarlık oranının köylerde çok daha düşüklüğü ve yaklaşık 40 bin köyden çoğunun öğretmensiz oluşu önemli bir sorun oluşturuyordu.

Çözüm, Cumhuriyetin kurucusu ve Türk devriminin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ten geldi. “Köy Eğitmen Kursları” uygulaması ile ilk çalışmalar başlatıldı. Böylece eğitim devriminin üçüncü ayağının temeli de atılmıştı. Ancak, Gazi’nin ömrü projeyi tamamlamaya yetmedi.

2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla 17 Nisan 1940’da Köy Enstitüleri Yasası kabul edildi.

“YAPARAK YAŞAYARAK EĞİTİM”

Anadolu’nun dört bir yanında kurulan 21 Köy Enstitüsü bulundukları bölgenin coğrafi özelliklerine göre verdikleri eğitim ile birlikte tarımsal üretimde de mucizeler yarattılar.
Bu okullarda eğitim alan köy çocukları, köy öğretmeni ve sağlıkçı olarak başta kendi köyleri olmak üzere bulundukları yörenin eğitilmesine ve aydınlanmasına büyük katkı sağladılar.
İdealist ve “çok yönlü” olarak yetiştirilen öğretmenler, gelişimi kırsaldan kente

doğru taşıma hedefi olan bir uğraşın öncülüğünü yaptılar.
Köy Enstitüleri’nde uygulamalı teknik derslerin yanı sıra kültür sanat ağırlıklı bir eğitim modeli uygulanıyordu. O tarihe kadar okuryazar bile olamayan köy çocukları okuyor, yazıyor, üretiyor; uygar birer yurttaş olarak ülke kalkınmasına katkı sağlıyordu.

NEDEN KORKTULAR?

Köy Enstitüleri, bu topraklarda yoksulluk ve cehaleti, bilinçsiz itaati kader olmaktan çıkaran bir projeydi.

Anadolu kırsalını soyup sömüren, geri bırakan, din istismarından beslenen toprak ağaları, şeyhler ve mütegallibe (halktan zorla geçinenler) ile onların temsilcisi gerici siyasetçiler Köy Enstitüleri’nden çok korktular. Bunun arkasından toprak reformunun” geleceğini anlamışlardı. Üstelik uygulanan sistem ile yetişen yurtsever nesil; gözünü Türkiye’ye dikmiş emperyalistlerin sömürü planları için “tehlike arz ediyordu”.

“ÇİÇEK AÇARKEN BUDANDILAR”

1946 yılında, Köy Enstitüleri’nin kurulmasında büyük emekleri geçen Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı görevinden uzaklaştırıldı, İsmail Hakkı Tonguç, İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alındı. Ardından enstitülerin temel ilkeleri birer birer ortadan kaldırılmaya başlandı.1947 yılında Yüksek Köy Enstitüsü,1954’te de Köy Enstitüleri kapatıldı.
Cumhuriyetin aydınlanmacı ve ilerici karakterinin en özgün uygulaması olan Köy Enstitüleri, Sabahattin Eyüboğlu’nun deyişiyle “Çiçek açarken budandılar”.

2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından kurulan “yeni dünya” düzeninde Amerika (ABD) ile dost ve müttefik olmanın, Marshall yardımları almanın karşılığında feda edilen ilk kurban Köy Enstitüleri oldu.
Çağdaşlık, akıl ve bilim yolundan giden kurumları kapatmak, aydınları karalamak için “yerli işbirlikçileri” bulmak ise çok kolay oldu…
Ve “Karşı Devrim” tam da o günlerde başladı…