Nüfus biliminde (Demografi),toplam doğurganlık hızı,bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir.
“Demografik Kış” ise,bir ülkede doğurganlık oranının sürekli düşmesi,ortalama yaşam süresinin artması ile nüfusun giderek yaşlanması sonucu ortaya çıkması beklenen durumdur.
KRİZ KAPIMIZDA!..
Türkiye sessiz bir demografik krizle karşı karşıya. 1990 yılında ortalama doğum oranı 3.11 iken, bu oran 2023’te 1.51’e geriledi.
Türkiye’de toplam doğurganlık hızı tarihte ilk kez 2024’te 1.48 seviyesine indi. Bu değerler, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli 2.1’lik eşik değerin çok altında. Yani,Türkiye nüfusu şu an kendini yenileyemiyor.
EN DÜŞÜK İL ESKİŞEHİR!..
Doğurganlık hızının 2024’te en yüksek gerçekleştiği kent 3,28 çocukla Şanlıurfa olurken, en düşük il 1,12’şer çocukla Eskişehir ve Bartın olarak kayıtlara geçti.
2014’te yalnızca 1 ilde doğurganlık hızı 1.5’in altındayken, 2024’te tam 55 il bu kritik sınırın altına düştü.
Mevcut veriler demografik yapımızdaki değişimlerin Türkiye’nin geleceği açısından çok yönlü ekonomik ve sosyal sonuçları olacağını gösteriyor.Doğal olarak en çok etkilenecek sistemlerin başında da eğitim sistemimiz gelecek.
EĞİTİMDE SORUNLAR YAŞANACAK!..
Türkiye İstatistik Kurumu’na(TÜİK) göre önümüzdeki 5 yılda ilkokuldaki çocuk sayısı 900 bin azalacak. Bu durum tüm eğitim kademelerini doğrudan etkileyecek bir dönüşüme işaret ediyor.
Türkiye’de doğurganlık hızının 1.48’e kadar gerilemesi, yükseköğretim açısından geçici bir dalgalanma değil, kalıcı bir “demografik kış”’ başlangıcını gösteriyor.
Önümüzdeki 10 yıl, üniversiteler için arz/talep dengesinin köklü biçimde değiştiği bir dönem olacak.
Uzmanlar,mevcut demografik eğilimlerin devam etmesi halinde üniversite programlarında artık talep görmeyen yaklaşık 175 programın sistem dışına çıkarılması yani kapanması süreciyle karşı karşıya kalacağını ifade ediyorlar.Ayrıca,bu durumdan en fazla olumsuz etkilenecek kurumların başında vakıf üniversitelerinin olacağı öngörülüyor.
Önümüzdeki süreçte, Türkiye’de yıllık 1 milyonun üzerinde yeni öğrenci kapasitesine göre tasarlanmış yükseköğretim sisteminde giderek ciddi bir arz fazlası oluşması kaçınılmaz hale gelebilir. Bu durumda tüm üniversiteler, yerli öğrenci havuzundaki küçülmeyi dengelemek için uluslararası öğrenci sayılarını artırmaya çalışmak zorunda kalacaklar.
NE YAPMALIYIZ?
Önümüzdeki yıllarda mevcut sayıda bir genç kuşağımız artık olmayacak. Ülkemizin önümüzdeki yüzyılda siyasal, sosyal, ekonomik ve demografik yapısında ciddi değişimleri tetikleyecek olan doğurganlık hızındaki düşüşün negatif etkilerini en aza indirmek ve bu yeni duruma uyum sağlamak için kısa, orta ve uzun vadede bütüncül politikalar geliştirilmelidir.
Sistemin bu doğrultuda yeniden inşası için nüfus politikaları baştan sona revize edilmeli, sosyoekonomik politikalar bu demografik değişime uyum sağlayacak biçimde sil baştan yapılandırılmalıdır.
Bu politikaların bir an önce hayata geçirilmemesi halinde ülkemiz, yaklaşmakta olan“demografik kışa” çok hızlı bir giriş yaparak çok ciddi sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Bu durumun üstesindengelebilmek için, gençlere sadece “3 çocuk, 5 çocuk yapın” tavsiyeleri ise yeterli olmaz…