Türkiye’de 1970’te yüzde 48,5 olan çocuk nüfus oranı, 2025’te yüzde 24,8’e kadar indi. Bu oranın 2100’de yüzde 10’un altına düşebileceği öngörülüyor.

Düşen çocuk nüfus oranı, yüzde 17,6’lık AB(Avrupa Birliği) ortalamasının henüz üzerinde seyrediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), “İstatistiklerle Çocuk, 2025” araştırması çarpıcı bulgular or­taya koydu. Buna göre 2025 so­nu itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişi olan nüfusun 21 milyon 375 bin 930’unu, Birleşmiş Mil­letler tanımına göre 0-17 yaş grubunu kapsayan çocuk nü­fus oluşturdu.

EN YÜKSEK ŞANLIURFA, EN DÜŞÜK TUNCELİ…

2025 itibarıyla en yüksek ço­cuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 43,3’le Şanlıurfa oldu. Bu ili yüzde 39,2 ile Şırnak, yüz­de 36,7 ile Mardin izledi.

Çocuk nüfus oranının en düşük oldu­ğu ilin ise yüzde 15,9’la Tunce­li olduğu belirlendi. Düşük ço­cuk nüfus oranında bu ili yüzde 16,9’la Edirne ve yüzde 17,7 ile Kırklareli izledi.

VE ESKİŞEHİR…

Türkiye genelinde çocuk nüfus oranı %24,8 olarak kaydedilirken, Eskişehir’de bu oran %19,8’de kaldı.Bu durum, Eskişehir’i çocuk nüfusu en az olan iller” kategorisine daha yaklaştırıyor.

Eskişehir, eğitim seviyesinin yüksekliği, çalışan kadın oranının fazlalığı ve üniversite kenti olması nedeniyle uzun süredir “yaşlı nüfus” ve “düşük doğum oranı” eğilimiyle dikkat çekiyor.

UZUN VADEDE RİSK ARTIYOR!..

Çocuk nüfus oranının düşmesinin uzun vadede ekonominin yapısını kökten değiştirmesi kaçınılmaz bir durum. Bu durumun kısa sürelerde“Demografik fırsat penceresi”olarak olumlu bir hava yaratması gözlenirken;yüksek istihdam, verimli üretim, iyi eğitim sistemi olmazsa tüm demografik avantajlar boşa harcanmış oluyor.Uzun vadede ise çalışan başına emekli sayısı ve sağlık harcamalarının artması, sosyal güvenlik sisteminin maliyetinin büyümesi, kamu mali dengelerinin bozulması şeklinde “yaşlanma ekonomisi” olgusu ortaya çıkıyor.

NEDEN DÜŞÜYOR?..

Çocuk nüfus oranının düşmesinin temel nedenleri arasında,sosyokültürel değişimler,doğurganlık hızının düşmesi,evlenme yaşının ilerlemesi,kentsel yaşamın etkisi gibi etkenler vardır.Ancak, Türkiye’de bu nedenler arasında, ekonomik zorluklar ve yaşam maliyetlerinin artması ile yoksulluk riskinin yüksekliği ilk sıralarda yer alıyor.

2025 yılında çocukların yüzde 36,8’inin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olması,ailelerin çocuk sahibi olma konusunda daha temkinli davranmalarına yol açan en önemli sosyolojik etken olarak öne çıkıyor.

3 ÇOCUK MU, 5 ÇOCUK MU?..

Önümüzdeki yıllarda mevcut sayıda bir genç kuşağımız artık olmayacak. Ülkemizin önümüzdeki yüzyılda siyasal, sosyal, ekonomik ve demografik yapısında ciddi değişimleri tetikleyecek olan doğurganlık hızındaki düşüşün negatif etkilerini en aza indirmek için kısa, orta ve uzun vadede bütüncül politikalar geliştirilmelidir.

Bu durumu sağlayabilmek için öncelikle, çocuklarımızın, bugünleri sorunlu, gelecekleri karanlıklar ve bilinmezliklerle dolu olmamalıdır.

Büyüklerin “çoğu zaman unuttukları” en önemli görevleri ise; tüm çocukların barış içinde, mutlu ve sağlıklı yaşadıkları bir dünya yaratmak için çaba göstermeleri olmalıdır. Aksi takdirde, gençlere sadece “3 çocuk, 5 çocuk yapın” tavsiyeleri yeterli olmaz…