Eskişehir’in hiç mi hiç sevmediğim yönlerinden biri,

Özellikle kış mevsimlerinde büründüğü grilik…

Hem de anlamsız bir griliktir bu…

Yağmur desen, yağmur yağmaz;

Kar desen kar yağmaz…

Batıdan gelen koyu bulutlar, güneşin önünü öyle bir kapatırlar ki, normalde gözümüzü dikip bakamadığımız güneş görünmez olur…

Haliyle,

Öyle olunca da, dondurucu derecede soğuktur hava…

Geçtiğimiz hafta yaşanan soğuklar, aklıma eski günleri getirdi…

Küçüklüğümde soğuk yüzünden ağladığımı hatırlarım…

Çok kişi ağlardı…

“Hava niye bu kadar soğuk?” diye değil…

Elimizde olmadan…

İstemeden…

Son birkaç yıldır o soğukları bile özler hale gelmişiz…

Telefondaki eski fotoğraflara bakarken görürüm…

2015 yılının Nisan ayı…

Mutfak balkonundan çekmişim…

Dışarıda neredeyse iki karış kar var ve hala yağıyor…

Nisan ayında,

Yani baharın ortasında…

***

Diyeceksiniz ki,

“Nereden aklına geldi?”

Dün yerel gazetelerin birinci sayfalarında gördüm…

Beyazlara bürünmüş Porsuk Barajı…

Fotoğraf güzel olmasına güzel de,

Porsuk’un hali o kadar da iç açıcı değil…

Ya bir kısmı donduğu için buzlanmış ve üzerini kar kaplamış,

Ya da ciddi anlamda su seviyesi düşüyor…

Kışın ortasında bu haldeyse,

Yazın ortasında nasıl olabileceğini düşünmek bile istemiyorum…

Çünkü

Kış mevsimini yarılasak da içimizi ferahlatacak miktarda kar yağışı olmadı…

Yağdığı zaman şehrin merkezindeki sokaklarda bile günlerce, haftalarca kalkmayan kar, ancak birkaç gün kalabildi toprağın üzerinde…

***

Oysa

“Kar yolları kesti…

Belediyeler uyuyor mu?

Neden önlem alınmıyor” diye manşetler atacaktık…

Yerel muhalefet, kardan adamların arasında basın toplantıları yapacak, belediyeleri topa tutacaklardı…

On yıl önce çekilen fotoğrafları basına servis edecek,

“Eskişehir yine kara teslim oldu” diyeceklerdi…

Belediye de,

Köy yollarında mahsur kalan karayolları ekiplerini kurtarırken çekilen görüntüleri yayınlayacaktı…

Ne yazık ki hiç biri olmadı…

Belki de bu kış hiç olmayacak…

Hey gidi günler hey…

Yağmayan kar, bizi nelerden mahrum etti, görüyor musunuz?