Hatırlıyorum, bir pranga gibi aklımın içinde…

Adalar…

Hani bugün sekiz katlı binaların işgal ettiği bölge…

Bilinmez hangi insafsız ya da hangi şehir düşmanı vermiş bu kararı…

Ama şehri katleden bir fermandır bu…

Hafta sonları ama en çok bayramlarda insanların buluşma yeriydi Adalar…

Herkes arkadaşını, sevdiği oğlanı ya da kızı, komşusunu illaki orada bulurdu…

Genç erkekler en afili elbiselerini giyer,

Genç kızlar, dekoltelerine dikkat edip, en dikkat çekecek elbiselerini giyerlerdi…

Bense ya annemin ya da babamın eline yapışmış durumda, o kalabalığın beni kaçırıp yiyip yok etmesinden korkarak onlara sığınırdım…

Rüyalarıma girerdi Eskişehir’in o günleri…

Rüyamda;

Bir akşam…

Artık eve dönme zamanı…

Bir zamanlar Uludağ Ekmek Fırını’nın önündeki otobüs durağında bekliyoruz…

Annem, babam, ablalarım…

Arkamızda gizli gölgelerine gizlenmiş, küçük ama gizemli esnaf dükkanları var…

Bir tanesi berber…

Rüya bu ya….

Elinde makasla bana işaret ediyor,

Makası hararetle hareket ettirip, “gel seni sünnet edeyim”diyor…

Tanrım o nasıl bir korku…

Gerçekten sünnet olana kadar içimden atamadım…

***

Yaşı nereye gelirse gelsin, insanların içinden atamayacakları anıları vardır…

Özellikle içinde yaşadıkları şehirle ilgili…

Bu, olumlu bir şey bence…

İnsanı o şehre bağlar…

Hem de kopmaz bir bağdır bu…

Aidiyetiniz artık o şehirdir…

Kendinizi başka bir şehirde yabancı gibi hissederken,

Şehrinizdeyken “burası benim, burası benim şehrim” hissiyatını yaşarsınız…

Mal varlığınıza, mülkiyetinize bakmadan o şehri sahiplenirsiniz…

Çünkü bilirsiniz ki,

Siz onu sahiplenmeden çok önce, o sizi sahiplenmiştir…

***

Bence şehir olmak, şehirli olmak böyle bir şey…

Ben Kemal Aydoğmuş olarak bu şehri her zaman çok sevdim…

Ben kendimi hep ona ait hissettim,

O da kendisini bana ait hissetti…

Gelecek ya da tarih diyelim,

Bu konuda kararını verecektir…

Belki üzerinde durulmaya değer bir şey olarak görmeyecek ya da umursayacak….

Ama Eskişehir, ona getirdiklerimiz ve götürdüklerimizle

Var olmaya devam edecek…