Hayatım boyunca önyargı denen illetten uzak durmaya çalıştım…

Uzak duramadığım anlarda da, bu tavrın kötü ve yanlış olduğunu da asla unutmadım…

Dün bu köşedeki yazıda,

Türkiye’deki TOKİ uygulamaları ile Avrupa’nın bazı ülkelerindeki sosyal konut uygulamalarını ele aldık…

Aslına bakarsanız; Odunpazarı Belediyesi Eskişehir Strateji Geliştirme Ofisi tarafından hazırlanan raporun bir kısmını ele aldık…

Örnek gösterilen ülkelerden biride Belçika idi…

Sosyal devlet anlayışına ne kadar bağlı olduklarını, sosyal konut anlayışları açısından ne kadar gelişmiş olduklarını, insan hakları konularında ne kadar ileride olduklarını ele aldık…

Sosyal konutları, rant için değil, gelir seviyesi insanlar için yaptıklarını ve uygun koşulla bu konutların ticari bir metaa haline getirilmesine izin vermediklerini söyledik…

Evet, bugüne bakarsanız öyle…

Fakat şöyle bir 200 yıl öncesine giderseniz öyle mi?

***

Biliyorsunuz coğrafi keşiflerin ardından güçlü Avrupa devletleri, dünyanın pek çok bölgesinde kendilerine sömürgeler yarattılar…

Silah zoruyla bölgeleri işgal ettiler,

Hem insanların emeklerini hem de ülkelerin maden kaynaklarını acımasızca sömürdüler…

Dönemin güçlü Avrupa ülkeleri sömürge ülkeleri kendi aralarında paylaşıyor, kimse kimsenin işine karışmıyordu…

İşte bu sistem ne zaman açık vermeye başladı, o zaman Birinci Dünya Savaşı başladı…

Belçika, 1885-1960 yılları arasında Belçika Kongosu ile 1916-1962 yılları arasında Ruanda-Urundi arasında iki koloniyi kontrol etti.

Bu bölgede çok değerli elmas ve kıymetli taş madenleri vardı…

Elbette bunları Belçika işletiyor, bölgenin tüm kaynaklarını kendi ülkesine götürüyordu…

Tüm bu işler için de, işgücü olarak yerel halkı kullanıyordu…

Zorla, şiddet ve güç kullanarak…

Öyle ki, işten kaytaran, kaçan ya da madenlerden küçücük bir parça da olsa çalanlar için korkunç cezalar veriyorlardı…

Bu madenlerde hem bedenleri hem elleri küçük olduğu için 8-10 yaşındaki çocuklar kullanılıyordu…

Öyle ücret, maaş, belli gelir karşılığında değil…

Açlıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek ve hayatta kalmalarına izin vererek…

Peki kurallara uymayanlara verilen ceza neydi?

Önce bir elleri bilekten kesiliyor ve yaşadıkları köylere gönderiliyordu…

Annesi, babası, kardeşleri ve o köyde yaşayan herkes, beyaz adamın emirlerine karşı gelirlerse, başlarına neler geleceğini bilsinler diye…

İkinci kere suç işlenirse ikinci el, o da yetmezse çocukların kesilmiş kafaları köylerine gönderilirdi…

***

Rivayet odur ki,

Bugün 12 milyon civarında bir nüfusa sahip olan Belçika’nın hazinesinde, ülkede hiç kimse hiçbir şey üretmese bile 150 yıl yetecek bir varlığa sahip…

İşte o elleri bileklerinden kesilip, ibret olsun diye köylerine gönderilen çocuklar sayesinde…

Avrupa’daki bu ve buna benzer yollarla zenginleşmiş ülkeleri bugün kendi ülkemizle kıyaslarken, bu ülkeye kimi zaman haksızlık ettiğimizi düşünüyorum…

Sosyal konut anlayışı da, böyle bir açıdan ele alınabilir…

Adamlar sömüre sömüre dünyanın geri kalanına bir şey bırakmadıkları için, bugün biz onların insan onuruna, yaşam hakkına, emeğe ne kadar büyük değer verdiklerini her yerde söyleyip, anlatıp, yazıp duruyoruz…