Dünyamızı sarsan Küresel Salgın sürecinde toplumsal gündemde çok tartışılan konulardan biri de 'Yaşlılık ve sorunları'dır. Bu sorun gelişmiş ülkelerde 'Salgın sürecinde yaşlılara pozitif ayrımcılık sağlanması' boyutunda tartışılıyor. Korunma ve sağaltım çalışmalarında yaşlılar öncelikli tutuluyor.

Ama bizim gibi bilim ve demokrasiden yoksun biçimde yönetilen ülkelerde ise 'Yaşlılar salgının günah keçisi gibi' görülüyor. Hatta salgın için konulan yasaklar ve kısıtlamalar öncelikle yaşlılara uygulanırken; korunma ve aşılamada yaşlılar nasiplerine ve devlet büyüklerinin icazetlerine bırakılıyor…

Bu durumda, 'Dünya mı tersine gidiyor, yoksa biz mi?..' sorusuna açık yanıtlar bulabilmek için öncelikle bilgi donanımızı geliştirmemiz gerekiyor.

Yükselen Yaşlılık Dilimleri

Eskiden insan yaşamının evrelerini sınıflandıran bilimsel çalışmalar genellikle '65 yaş ve sonrasını yaşlılık olarak' tanımlıyordu. Ancak son yıllarda yaşlı nüfusunun artması ile ömür süresinin uzamasına yönelik araştırmalar doğrultusunda Dünya Sağlık Örgütü de yaş dilimlerini yeniledi.

Yeni yaş dilimlere göre: 0-17 yaş arası: Çocukluk ve Ergenlik, 18-65 yaş arası: Gençlik ve Yetişkinlik, 66-79 yaş arası: Orta Yaşlılık, 80-99 yaş arası: İleri Yaşlılık sayılıyor.

Dünya genelinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülkenin sırasıyla %31,3 ile Monako, %27,3 ile Japonya ve %21,8 ile Almanya olduğu görülmektedir. En düşük yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülkenin ise sırasıyla %0,9 ile Katar, %1 ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve %2 ile Uganda'dır. Bu sıralamanın ülkelerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılı olduğu açıktır.

Uluslararası Belgelerde Yaşlı Hakları

Toplumsal yaşamda 'yaşlılara saygı göstermek' geleneği söylem olarak neredeyse insanlık tarihi kadar eskilere dayanıyor.

Ama hukuksal anlamda 'yaşlı hakları' konusu yirminci yüzyılın bir kazanımıdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 26 Temmuz- 6 Ağustos 1982 tarihlerinde Viyana'da toplanarak ilk kez 'Yaşlanma 1982- Yaşlılık İlkeleri' başlığı altında; 'Yaşlı bireylerin bağımsızlık, katılım, bakım, kendini gerçekleştirme ve itibar haklarını…' belirleyen bir metin kabul etti.

1990 yılında da '1 Ekim' tarihi Birleşmiş Milletler tarafından 'Dünya Yaşlılar Günü' olarak kabul ve ilan edildi.

Nisan 2002'de Madrid'de toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 'Yaşlanma 2002- Uluslararası Eylem Planı'nı saptadı.

14 Ekim 2000'de kabul edilen Avrupa Birliği Temel Haklar Sözleşmesi'nin 25. Maddesi de yaşlı hakları konusunda şöyle demektedir: 'Birlik, yaşlıların, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürdürme, sosyal ve kültürel yaşama katılma haklarını tanır ve saygı gösterir.'

Kabul edilen uluslararası belgelerin temel amacı; 'Yaşlıların beslenme, barınma, sağlık, dinlenme, sosyal ve kültürel yaşam gibi gereksinimlerini karşılamak için sağlıklı yaşam alanları oluşturmak…' yani 'yaşlılara insan onuruna yakışır bir yaşam hakkı sağlamak…' olarak özetlenebilir.

Ve yaşlı haklarının evrensel ilkelerine göre, 'yaşlıların gereksinimlerinin karşılanması sorumluluğu sadece aileye değil, topluma ve devlete de aittir.'

Ülkemizde Yaşlıların Durumu

Türkiye en yüksek yaşlı nüfus oranı sıralamasında 167 ülke arasında '66. sırada', Avrupa ülkeleri içinde 41 ülke içinde '40. sırada' yer alıyor. İslam ülkeleri içerisinde en fazla yaşlı nüfus oranına sahip olan ülke ise Türkiye'dir. Türkiye'nin batısı ve kuzeyinde bulunan ülkelerde yaşlı nüfus oranı Türkiye'den daha yüksek, doğusu ve güneyinde bulunan ülkelerde ise genel olarak daha düşüktür.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun 2017 Mart ayında açıkladığı yaşam tablolarının sonuçlarına göre ise doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için toplamda 78, erkeklerde 75,3 ve kadınlarda 80,7 yıldır. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,4 yıldır.

Ülkemizdeki 'TÜİK'in güvenilirliğiyle ilgili kuşkular' saklı tutularak bu verileri değerlendirirsek, dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da yaşam süresi uzuyor.

Ancak ülkemizdeki yaşlıların 'demokratik yaşam koşulları ve saygınlıkları' giderek daha da kısalıyor.

Ülkemizde anayasanın ilgili maddelerine göre: 'Yaşlılar, devletçe korunur…' ve 'Yaşlıların korunması için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz…'

Yani görünüşte 'yaşlılar için pozitif ayrımcılık' anayasanın ve ilgili yasaların güvencesi altındadır. Ama uygulamada ülkemizde yaşlılarımıza sunulan ayrıcalıklı devlet hizmetleri yok denecek kadar azdır.

Belediyelerimizin yaşlı haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalar ise ne yazık ki siyaset malzemesi yapılmaktan öte geçemiyor. Bu konuda sosyal demokrat belediyelerin bazı iyi niyetli uygulamaları da dünya ölçeğine göre yetersiz kalmaktadırlar. Üstelik ülkemizde son yıllarda saray rejiminin muhalif belediyelere yaptığı hukuk dışı baskılarla tüm çalışmalar gibi yaşlılarla ilgili girişimleri de engellemesi bir utanç tablosudur.

Ülkemizde toplumsal ve dinsel geleneklerimizdeki hamasi söylemlere göre de yaşlıların özel ve ayrıcalıklı bir yeri vardır… Ama yaşlılara verdiğimiz bu toplumsal destekler de 'sadaka' ya da 'hayır/hasenat işleri' çerçevesinde kalmaktadır.

Bu nedenlerle Türkiye'de 'yaşlılarımızın tüm sıkıntıları ya çocuklarının ve yakınlarının omuzlarına kalmakta' ya da 'birçok yaşlımız yalnızlığa terk edilmektedir…'

Özetle, son yıllarda insanca yaşamanın iyice zorlaştığı ülkemizde 'yaşlı olmak' çok daha zor…

Bu zorluklar karşısında kahretmek, küfretmek, boş vermek, kadere teslim olmak ya da sosyal medyanın dayanılmaz hafifliğine kapılmak gibi tutumlar çağdaş insanlık değerlerine sığmaz.

Çağdaş yaşlılara yakışan, uzun yıllarda kazanılan deneyimlerin ışığından kaynaklanan azim ve kararlılıkla yaşama sımsıkı sarılmak ve paylaşmaktır.

Sağlıkla, sevgiyle, dostlukla…