Zikir, her ne kadar dini içerikli bir kelime olsa da, bu yazının içinde 'insanın kafasının içinden geçirdiklerini dışa yansıtması' olarak kullanılacaktır…
**
Her zaman söylüyorum ya,
Sağ olsunlar, 2 Eylül gazetesindeki birkaç köşe yazarı, bir gün olmasa ikinci gün adımı anmadan edemiyorlar…
Ben de, 'reklamın kötüsü olmaz' deyip, gülüp geçiyorum…
Neyse bu, işin başka bir boyutu…
Asıl değinmek istediğim konu, Cihan Yıldırım'ın ince bir strateji ile 'uzun uzun düşünüp(!)' yazdığı dünkü yazısı…
Sonhaber Gazetesi'ndeki 'EZİYET' başlığıyla yaptığımız haberi ele almış arkadaş…
Ama ne almış arkadaş…
Haberi, Yılmaz Büyükerşen'in CHP'li diğer iki merkez ilçe belediye başkanına 'cepheden açılmış savaş' olarak yorumlamış…
Bizim Sonhaber, Ahmet Ataç ile Kazım Kurt'u bir suçlamış, bir suçlamış, bir suçlamış ki sormayın gitsin…
Haberi okumayan, her iki başkanın tutacak yerlerini bırakmadığımızı zanneder…
Söylediğimiz şey de şu;
'İlçe belediyeleri ara sokaklarda araçların kaldırımlara park etmelerini engellemek için gerekli önlemleri almıyor. (Örneğin kaldırımlara dubalar dikmiyor) Bir de inşaat malzemelerinin (demir-tuğla gibi) kaldırımları işgal etmemeleri konusunda gereken denetimleri yapmıyor… Öyle olunca da, vatandaş nereden yürüyeceğini şaşırıyor…'
Bir kere bu bir suçlama değil, olsa olsa bir eksiklik olarak görülen bir saptama…
Yıldırım arkadaş,
Önce kendi gazetesinde Ayhan Kavas'ın yazısından yola çıkmış, arada Hakkı Kutlu'nun 'yakın bir arkadaşım bana böyle böyle söyledi…' diye başlayan yazısına uğramış, oradan da Sonhaber'deki manşete gelip, Muhteşem Yüzyıl dizisinin finalini aratmayacak bir finalle bitirmiş yazısını…
***
Gazeteciler bazen 'kendi fikirlerini' 'kendi yazmak istediklerini' bir başkasına mal etme gereği duyarlar…
Bunu neden yaparlar, pek bilmem…
Ya bir sohbet ortamında, ya telefonda, ya da yolda yürürken karşılaşılan bir dost, bir tanıdık ya da bir partili başlar konuşmaya…
Benim anlamadığım, bu konuşanların konuşmaları hemen oracıkta teybe mi alınır, cep telefonuna mı kaydedilir bilmiyorum ama; arkadaş o kadar mı düzgün cümlelerle anlatılır?
Hadi konuşan düzgün cümleler kurdu diyelim; her söylediği noktasına, virgülüne kadar nasıl hatırlanır?
Üstelik isim verilmez…
Bakın burası çok önemli…
Asla isim verilmez…
Çünkü yüzde 99,9 ortada ismi verilecek böyle birisi yoktur…
Varsa bile, onun söyledikleri evrilir, çevrilir, içine daha birçok şey katılır ve yazılır…
Ne yalan söyleyelim, bu durum, gazeteciler için kolay bir çıkış yoludur…
'Vatandaş ………… şeklinde sitem etti' diye başlayıp biten haber yazıları da az çok böyledir…
***
Cihan Yıldırım'ın söz konusu yazısı için söyleyebileceğim şey, 'bir insanın fikri neyse zikri de odur' olabilir ancak…
Çünkü bunlar,
30 Mart seçimlerine kadar Yılmaz Büyükerşen, Kazım Kurt, Ahmet Ataç ve diğer CHP adayları kazanmasın diye her şeyi yaptılar…
Ama olmadı…
Aksine CHP merkezde üç belediyeyi de kazandı…
Şimdi bu arkadaşlar açısından yapılması gereken şey şu;
'Bu isimleri birbirlerine düşürmek…'
Niyet bu kadar basit…
Seçimi kaybettiremedikleri başkanların bir şekilde aralarını bozmaya çalışıp, artık bundan ne yarar sağlamayı amaçlıyorlarsa, kendilerince bir sonuç elde etmek…
Yoksa, 2 Eylül gazetesindeki bu yazıların başka bir gerekçesi olamaz…
Yoksa,
'Bir arkadaş bana dedi ki' diye başlayıp, 'Büyükerşen kendisinden sonra hiçbir CHP adayının seçim kazanmasını istemezmiş' şeklindeki bir ifadeyi alıp, bundan bir köşe yazısı kotarmak,
Ya da,
Ayhan Kavas'tan girip Sonhaber'in manşetinden çıkmak ve yazıyı 'savaş açmak' olarak sonlandırmak;
Nasıl bir zihin karışıklığı yaratmaya çalışmanın ya da nasıl bir zihin karışıklığının eseridir bilinmez…
***
Demeye çalıştığım o ki,
Bir insanın fikri neyse zikri de odur…