Geçtiğimiz günlerde AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak ile uzun bir röportaj gerçekleştirdik.

Aslında işin en güzel tarafı şuydu…

Ne konuşacağımız tam olarak belli değildi.

Elbette benim kafamda üç aşağı beş yukarı bazı başlıklar vardı.
Millet Bahçesi…
Hatboyu…
Eskişehirspor…
Yatırımlar…
Şehir gündemi…

Ama Gürhan Başkan ile oturup önceden “şunları konuşacağız” diye detaylı bir görüşme yapmadık.

Sadece bir araya gelelim dedik.
“Zaten güzel bir sohbet çıkar” diye düşündük.

Öyle de oldu.

Röportaj başladığında klasik bir siyasetçi röportajından çok, şehir üzerine yapılan doğal bir sohbet havası oluştu.

Millet Bahçesi’nde başladık…
İnsanlar yürüyordu, çocuklar oynuyordu, koskoca alan bizim için doğal bir açık hava stüdyosuna dönüştü…

Havuzunun ortasına masa ve sandalyeleri de atınca her şey tamamdı…

Bir yandan Eskişehir’i konuştuk, bir yandan da şehirdeki değişimi…

Gürhan Başkan’ın anlattığı yatırımlar dikkat çekiciydi.

Kırka’daki projeler…
Nadir toprak elementleri…
Yeni fabrikalar…
Gençlik yatırımları…
TEKNOFEST hedefi…

Bir noktada kendisine şunu sordum:

“Bulunduğunuz konum gereği, herhangi bir eksiklik olduğunda çok kolay eleştirilebiliyorsunuz. Peki yapılan işler yeterince takdir ediliyor mu?”

Aslında röportajın yönünü değiştiren soru biraz bu oldu.

Konu eski Devlet Hastanesi arazisine geldi.

Ben de spontane şekilde,
“Gidelim mi?” diye sordum.

Bir anda ayağa kalktık, kendimizi eski devlet hastanesi arazisinin önünde bulduk.

İşin en eğlenceli kısmı da orada yaşandı zaten.

Kapı zincirliydi.

Normalde bizim haber trafiğinde alışık olduğumuz durumlar…
Bir yer kapalıdır ama girmeniz gerekir… Duvardan atlar, çalılardan dolaşır bir şekilde girersiniz.

Fakat bu kez yanımızda il başkanı vardı.

Kapının parmaklıklarının arasından eğilerek içeri girdik.

Üstelik bunu yaparken hepimiz gülüyorduk.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, biraz da “kaçak giriş” yaparak daldı bizimle birlikte hastanenin arazisine…

Yan taraftaki taksi durağında esnaf şaşırdı sanıyorum, neyse ki Başkan çıkışta oraya da uğrayıp çayını içti.

Oldukça neşelendi.

Çünkü konuyu yerinde anlatmayı önemsiyordu.

Bazen siyasetçiler kontrollü alanların dışına çıkmak istemez.
Gayet doğal, rahat ve anlayışlıydı.

Orada özelleştirme tartışmalarını konuştuk.
Arazinin geleceğini konuştuk.

Sonra konu Hatboyu’na geldi.

“Orayı da görelim” dedik.

Hatboyu’nun başından yürümeye devam ettik.

Sakarya Geçidi’ne kadar yürüyerek keyifle yaptık söyleşiyi.

Çünkü masa başında kurulamayacak cümleler sokakta daha doğal çıkıyor bazen.

Trafik konuşuldu…
Şehrin sıkışan yapısı konuşuldu…
Yeni projeler konuşuldu…

Ekonomiyi de sordum.

Çünkü bugün vatandaşın en önemli gündemlerinden biri ekonomi.

Emeklileri de anlattı Gürhan Başkan.

Şunu özellikle söylemem gerekiyor:

Sorduğum hiçbir soruya “bunu konuşmayalım” yaklaşımı göstermedi.

Her soruyu samimiyetle cevapladı.

Gece işin kurgu kısmına geçtiğimizde ise ayrı bir mesai başladı.

Gece geç saatlere kadar süren uzun bir kurgu maratonunun ardından ortaya gerçekten keyifli bir çalışma çıktı.

Bazen en iyi röportajlar fazla plan yapılmadan ortaya çıkıyor.

Sanırım bu röportaj da tam olarak öyle oldu.

KISSADAN HİSSE

Eflatun’a iki soru sormuşlar…

“İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?”

Bilge filozof şöyle cevap vermiş:

“Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler…

Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler…

Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Dolayısıyla ne bugünü, ne de yarını yaşarlar…

Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler…”

Sıra ikinci soruya gelmiş:

“Peki sen ne teklif ediyorsun?”

Bilge yine düşünmeden cevap vermiş:

“Kimseye kendinizi sevdirmeye çalışmayın.
Yapılması gereken tek şey, kendinizi sevilmeye bırakmaktır…

Hayatta önemli olan en çok şeye sahip olmak değil,en az şeye ihtiyaç duymaktır…’Formun Üstü