İnsanoğlu, tarih boyunca hep mücadele etti…
Önce doğayla, sonra birbiriyle, kimseyi bulamazsa kendisiyle…
Çünkü insanoğlunu ayakta tutan,
Uğruna savaşacağı, mücadele edeceği bir şeylerin olması, yenilirse yeniden, kazanırsa daha çoğu için hep mücadele etmek…
Erkeği de kadını da…
Dünya uygarlığı da böyle kurulmadı mı zaten…
8 Mart, 1922'den itibaren Sovyetler Birliği'nde 'Emekçi Kadınlar Günü' olarak kutlanmaya başlanıyor…
Birleşmiş Milletler ise, ancak 1977'de, içinden 'emekçi' sözünü kaldırarak 8 Mart'ı, 'Dünya Kadınlar Günü' ilan ediyor…
Birlikte mücadele, anma ve dayanışma günü…
***
Bilinen tarih boyunca kadın, bazı kavimler, devletler ve bazı dönemler hariç hep horlanmış, itilmiş, baskı görmüş…
Bu davranış biçimi insanoğlunun genlerine öylesine yerleşmiş ki, hem erkek, hem kadın sonradan edinilen bu davranış biçimini doğanın ya da Tanrı'nın değişmez bir yasası zannetmiş…
Ya da işine öyle gelmiş…
Ta ki,
Avrupa'daki sanayi devrimi ile birlikte kadınların emeklerine ihtiyaç doğana dek…
Elbette bin yılların alışkanlığı kolay değişmemiş…
Kadın emeği de, aynı kendisi gibi, hep hor görülmüş, hep baskı altında tutulmuş ve ikinci sınıf muamelesi görmüş…
Sanayi, erkeğin fiziksel gücünü farklı alanlarda sömürürken, kadınları ve çocukları fazla fiziksel güç istemeyen işlerde kullanmış…
Zira çocukların küçük elleri, kadınların itaatkarlıkları işlerini kolaylaştırmış…
Ancak kadın, doğanın kendisine verdiği en değerli armağanı o döneme kadar yalnızca kocası, ailesi ve çocukları için kullanırken, bu kez üretimin farklı bir alanında sahip olduğu gücün ayırtına varması çok da uzun sürmemiş…
1850'li yıllarda başlayan bu mücadele hala, bir çok alanda devam ediyor…
***
Dün Güray Ateş'in yazısından öğreniyoruz, 2016 yılında Türkiye'de tam 328 kadın cinayete kurban gitmiş…
Ve işin daha da dehşet veren tarafı bu sayı 2010'da 180 iken, 2016'da 328'e çıkmış…
Elbette bu durumu sayılara indirgemek, sayılarla aşağıya ya da yukarıya çekmek asla çözüm değil…
Ancak, toplumun bu hastalıktan kurtulmak yerine daha içine batması, zaten var olan korkuları daha da çoğaltıyor…
***
Son bir şey daha…
Eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesinin yalnızca kadınlara ya da erkeklere, işçilere ya da köylülere, öğrencilere ya da aydınlara, ya da sanatçılara ait olmadığını biliyoruz…
Eşitlik, özgürlük ve barış tüm insanlık için gerekli…
Erkeklerin cevabını bulması gereken en önemli soru bence şu…
Bir taraftan özgürlük ve eşitlik mücadelesi veriyor ancak birlikte mücadele ettiği kadınlara eşitlik ve özgürlüğü vermiyor…
Vermiyor mu, veremiyor mu?
İşin bu tarafı da 'insan olmak' ile
Yani ehlileşmek ile ilgili…