Bakmayın siz Avrupalıların bir numaralı insan hakları havarisi pozunu vermelerine…

Tarihleri kirlidir…

Acımasızlıkla ve kendilerinden başka kimseyi düşünmemekle örülüdür…

17 ve 18. yüzyıllarda Belçika’nın Afrika topraklarında sömürgeleri vardır…

Ve de çokça elmas madeni…

Peki insan gücünü nereden buluyorlardı?

Yöredeki yerli halktan elbette…

Üstelikte çocukları…

Çünkü hem bedenleri hem elleri küçüktür ve dar yerlerde çalışmaları daha rahattır…

Karın tokluğuna, günde belki 18 saat…

Çalışmayanlara, kaçanlara hele bir de küçük bir elmas parçasını cebine atanlara ne ceza veriyorlarmış biliyor musunuz?

Ellerini kesiyorlar…

İkisini birden…

Sonra da bir torbanın içine koyup kabilesine gönderiyorlar…

Annesine, babasına…

Bazen torbadan sayısız el çıkıyor…

O zaman anlıyorlar ki, her ne yaptılarsa grup olarak yapmışlar…

Bunu, Belçika kralının adamları yapıyor…

Bugün Belçika’nın çeşitli şehirlerinde azametli, göz kamaştıran anıtlar, heykeller, yapılar var…

Gidenler hayranlıkla izliyor…

Kara Afrika’nın elleri kesilmiş çocukları sayesinde yapılmışlar…

***

Bunları neden anlatıyorsun derseniz…

Doruk madencilik işçilerinin direnişleri sürüyor…

Hala sürüyor da ondan…

Bu işçiler,

Maden zengini denilen Türkiye’nin hak ettikleri paralarını alamayan işçiler…

Nisan ayında yaptılar ilk eylemlerini…

Mihalıççık’tan çıkıp Ankara’ya kadar yürüdüler…

Bir hafta 10 gün kadar sürdü eylemleri…

Bakanlıkların önünde eylem yaptılar, açlık grevi yaptılar, kendilerini ağaçlara zincirlediler…

Gözaltına alındılar…

Kimsenin umurunda olmadı önceleri…

Sonra destek veren insan sayısı giderek arttı…

Üstelik 1 Mayıs yaklaşıyordu…

Apar topar yetkililer işçilerle görüşmelere başladı…

28 Nisan günü,

Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve İçişleri Bakanlıklarının garantörlüğünde bir anlaşma yapıldı…

İşçilerin alacakları 15 gün içinde ödenecekti…

Ödenmezse, işverenin kefili bakanlıklardı, yani devletti…

Ödenmedi haliyle…

Ya çok küçük meblağlar ödendi, o da herkese değil…

Ya da hiç ödenmedi…

Daha sonra iki kere daha Ankara’ya yürüdü işçiler…

Her seferinde polisiye tedbirlerle karşılandılar…

Dertlerini anlatmalarına bile fırsat verilmedi…

Bugün yine 3-4 gündür Ankara’dalar…

İşin komiği şu;

Perşembe günü bir grup işçi bir fırsatını bulup holding binasına giriyorlar…

Holding sahibi karşılıyor işçileri…

Onları yemeğe davet ediyor…

İşçiler ise açlık grevinde olduklarını belirterek kabul etmiyorlar…

Holding sahibi bu kadar ilgisiz…

Ödeme yapabilmek için mülklerini sattıklarını söylüyor, sonra da ekliyor…

“Bugün mesai saati bitimine kadar paralarınızı ödeyeceğim…”

İnandık mı?

İnanmadık…

İşçiler de inanmamış olacaklar ki eylemleri hala sürüyor…

Devletin garantörlüğünde üstelik…