Atatürk’ün çocuklara bakışında, kurduğu genç Cumhuriyetin idealleri şekilleniyordu.

Cumhuriyetin fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirme hedefinin temelinde ise Atatürk’ün çocuklara duyduğu güven ve onlara dair büyük umutları yatıyordu.

Üstelik Atatürk bu misyonu tüm dünya çocukları için üstlenmiş, bu yüzden de cumhuriyetin temellerinin atıldığı 23 Nisan 1920 tarihini dünya çocuklarına bayram olarak armağan etmişti.

Bugüne baktığımızda Atatürk’ün yıllar önce ortaya koyduğunu vizyondan çok uzak bir tablo içindeyiz.

Atamız tüm dünya çocukları mutlu olsun, bayram yapsın isterken; bugün bizler MESEM’de ölen, sadece okulda bulunduğu için yaşamını yitiren, beslenme çantasına kuru bir ekmek dahi koyamayan, mevsimlik işçi olduğu için okula gidemeyen, maddi yetersizlikler nedeniyle beslenemeyen ve bu nedenle gelişim geriliği yaşayan, küçücük yaşında gelin ya da damat olmaya zorlanan çocukları konuşuyoruz…

Ve sayamadığım onlarca sorunu…

Her geçen gün bu problemler büyüyor, üzerine yenileri ekleniyor…

Bunlar bile isteye yapılıyor…

Yazımın bu noktasına kadar bahsettiğim Atatürk ve vizyonu dahi tartışmaya açılıyor, okullarda karma eğitim konuşuluyor, müfredatın içi boşaltılıyor…

Günde bir öğün yemek vermek ve dolayısıyla da çocuklar yük olarak görülüyor…

Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden uzaklaştıkça çocukları daha karanlık bir gelecek bekliyor.

Hal böyle olunca kırmızı çizgimiz olan Atatürk ve çocuklarımız için atılan her bir adım daha kıymetli oluyor.

Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını kutladığımız bugünlerde Tepebaşı Belediyesi’nin “Atatürk ve Çocuklar” anıtı bu yüzden ilaç gibi geldi…

Birileri Atatürk’ü unutturmaya çalışırken, Tepebaşı Belediyesi’nin yıllardır başarıyla sürdürdüğü Pişmiş Toprak

Sempozyumu’na katılan sanatçı ve çocukların emeğiyle yoğrulmuş bu anıt nesilden nesle aktarılabilecek kalıcı bir eser olarak kente kazandırıldı.

Bu zamana kadar düzenlenen sempozyumlarda ortaya çıkan birbirinden özel eserler ve kolektif çalışmalar yine büyük beğeni toplamıştı ancak bana kalırsa Atatürk ve Çocuklar anıtı içlerinden en anlamlısı oldu.

Anıtın üzerinde sempozyuma katılan yerli ve yabancı sanatçıların ürettiği farklı çocuk figürleri ve hepsinin ortasındaki Atatürk silüeti çalışmayı farklı bir boyuta taşıdı.

Her bir sanatçı kendi yaşanmışlığı, bakış açısı, kültürü ve belki de kendi çocukluğundan esinlenerek bu figürleri üretirken, eserin Atatürk ile bütünleştirilmesi Cumhuriyet Bayramı’na çok yakıştı.

Atatürk bir milletin geleceğinin çocukların omuzlarında yükseleceğine inanmış ve modern Türkiye’yi inşa ederken en büyük yatırımı onlara yapmıştı.

Bugün içinde bulunduğumuz karanlık tablodan çıkmak için de Atatürk’ü daha çok yazmalı, daha çok konuşmalı, daha çok anlamalı ve bunun üzerine daha çok çalışmalıyız.

Sanatsal çalışmalarda da tıpkı Pişmiş Toprak Sempozyumu’nda üretilen bu eser gibi daha fazla yer vermeliyiz.

Aksi takdirde Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği çocuklarımızı pek parlak günler beklemiyor…

(SONHABER GAZETESİNDEN ALINTIDIR)