Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, YENİ Parti’nin il kongresinde yaptığı konuşmada parti içi demokrasiye ilişkin önemli eleştirilerde bulunmuş.

Konuşmuş diyorum zira programı takip etmemiştim. Dikkatimi çekti elbette…

Arslan, il başkanının üyelerin oylarıyla belirlenmesini olumlu bulurken yönetim ve denetim kurullarının belirlenmesinde çarşaf liste yerine blok listenin kabul edilmesine karşı çıkmış. Üyelerin yalnızca il ve ilçe başkanlarını seçmek için sandığa gitmesini yeterli bulmadığını belirterek, parti organlarının oluşumunda da söz sahibi olmaları gerektiğini savunmuş.

“Listeyi ben düzenliyor olsam bile bana karşı çıkmalısınız” sözleriyle de delegelerin adayları sorgulaması gerektiğine dikkat çekmiş.

Parti içi demokrasiyi savunmak elbette önemli. Bir siyasi partide üyelerin ve delegelerin söz sahibi olması, farklı görüşlerin özgürce dile getirilebilmesi gerekir. Bu konuda Arslan’ın söylediklerini tartışılacak değilim.

Benim dikkat çekmek istediğim başka bir nokta...

Bir düşüncenin doğruluğu kadar, o düşüncenin ne zaman ve hangi koşullarda dile getirildiği de önemlidir.

İbrahim Arslan, kongrede “Kral çıplak” diyerek mevcut uygulamayı eleştirdi. Peki, bu eleştiriler neden daha önce aynı açıklıkla gündeme getirilmedi?

YENİ Parti’nin milletvekili olan Arslan, parti içindeki seçim sisteminin nasıl işlediğini bilmiyor olabilir mi? Üyelerin hangi aşamada oy kullandığını, hangi aşamada karar mekanizmasının dışında kaldığını bilmiyor olabilir mi?

Bana göre biliyordu.

O halde mesele yalnızca sistemin nasıl işlediği değil, bu sistemin ne zaman sorun olarak görüldüğüdür.

Dahası, Arslan’ın kendi siyasi geçmişi de bu tartışmanın dışında tutulamaz. Milletvekili adaylığı döneminde üçüncü sıradan aday gösterilmesi, bildiğimiz kadarıyla dönemin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in kararıyla gerçekleşmişti.

O günlerde de partinin üyeleri vardı. Ancak aday belirleme sürecinde üyelerin doğrudan oy kullanması gerektiğine ilişkin bugünkü ölçüde güçlü bir itiraz ortaya koyduğunu hatırlamıyorum.

Son Odunpazarı ilçe kongresinde de yönetim ve denetim kurullarının oluşturulmasına ilişkin benzer bir tartışma yaşanmıştı. Arslan’ın bugünkü eleştirilerini o süreçte de aynı kararlılıkla dile getirip getirmediği sorusu, ister istemez akıllara geliyor.

Eğer parti içi demokrasi temel bir ilkeyse bu ilke yalnızca kişinin karşısında bulunduğu listeye göre değişmemeli.

Kendi işine geldiğinde sessiz kalıp rakibinin işine geldiğinde itiraz etmek, ilkesel bir duruş değildir.

Burada Arslan’ın eleştirilerinin içeriğinden çok, bu eleştirilerin zamanlamasını sorguluyorum. Çünkü demokrasi talebi, yalnızca siyasi dengeler değiştiğinde hatırlanacak bir talep olamaz.

Odunpazarı kongresi neyi değiştirdi?

Bana göre bu tartışmayı yalnızca bir liste meselesi olarak okumak eksik kalır.

Hatırlayalım, Yeni Parti’nin Odunpazarı ilçe başkanlığı seçiminde adaylar etrafında belirgin destek açıklamaları yapılmıştı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Cevahir Çalıkuşu’na desteğini açıklamış; İbrahim Arslan da aynı adayın yanında durmuştu.

Bu açıklamaların ardından il başkanı Talat Yalaz’ın da hangi adayı desteklediği tartışmanın parçası olmuştu.

Çalıkuşu’nun ES TV’de katıldığı “Günaydın Eskişehir” programında, Ayşe Ünlüce’nin desteği olmasa da seçimi kazanabileceğine ilişkin değerlendirmesi de hafızalarda.

Bütün bunlar, parti içindeki ilişkilerin ve dengelerin kongre süreçlerinde ne kadar belirleyici olabildiğini gösteriyor.

İl kongresinde yaşanan blok liste tartışmasını da bu arka plandan bağımsız değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Arslan’ın çıkışının parti içindeki ayrışmalarla bağlantılı olup olmadığı elbette kendisinin yanıtlaması gereken bir soru. Ancak zamanlama üzerine soru sormak da gazeteciliğin doğal bir parçasıdır.

Esas mesele şu: Parti içi demokrasiyi savunmak, yalnızca karşı çıkılan bir isim veya liste olduğunda mı akla geliyor?

Bugün blok listeye itiraz eden bir siyasetçi, yarın kendi yönetimini belirlerken aynı demokratik hassasiyeti gösterecek mi?

İlçe kongresinde de il kongresinde de aynı ölçüyü savunacak mı?

Bunlar cevaplanması gereken sorular.

İbrahim Arslan’ın konuşmasını yalnızca “Kral çıplak” çıkışı üzerinden değerlendirmek kolay. Mesele, bu sözü söyleyen kişinin de aynı eleştiriye açık olup olmadığıdır.

Siyasette herkes başkasının hatasını gösterebilir. Asıl sınav, aynı ölçüyü kendisine uygulayabilmektir.

Ve işte tam da burada, siyasetin en sık karşılaştığımız sorunlarından biri ortaya çıkıyor: Doğruların kendisinden çok, kimin söylediği ve kime karşı söylendiği önem kazanıyor.

YEŞİLDAL’A YENİ GÖREVİNDE BAŞARILAR

Odunpazarı Belediyesinde yapılan yeni görevlendirmeyle Yeni Parti Belediye Meclis Üyesi Sibel Yeşildal, belediye başkan yardımcılığı görevine getirildi.

Siyaset yolculuğuna CHP’de başlayan, Odunpazarı ve Eskişehir il kadın kolları başkanlığı görevlerinde bulunan Yeşildal, daha sonra Yeni Parti saflarına katılarak belediye meclisinde görev yapmayı sürdürdü.

Şimdi ise önünde yeni bir sorumluluk var.

Belediye başkan yardımcılığı, yalnızca siyasi bir unvan değil; aynı zamanda kentte yaşayan insanların günlük hayatına dokunan kararların alınmasında sorumluluk üstlenmek anlamına geliyor.

Bu görevde başarıyı belirleyecek olanın siyasi geçmişten çok, ortaya konulacak çalışma ve hizmet anlayışı olacağına inanıyorum.

Yeşildal’ın hangi birimlerden sorumlu olacağı henüz açıklanmadı. Görev dağılımı netleştiğinde kendisinden beklentiler de daha somut biçimde değerlendirilebilecek.

Kadınların yerel yönetimlerde karar alma mekanizmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesini önemli buluyorum. Ancak bu sorumluluğun başarıya dönüşmesi, verilen görevin hakkını vermekle mümkün.

Sibel Yeşildal’a yeni görevinde başarılar diliyorum. Umarım bu görevlendirme hem kendisi hem de Odunpazarı için güzel sonuçlar doğurur.

SU YÜKLEME

ESKİ’nin geliştirdiği ES2026 Yeni Nesil Sayaç ve Online Ödeme Sistemi, Eskişehir’de ön ödemeli su sayaçlarında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Davet edildiğim tanıtım toplantısına yoğunluğum nedeniyle katılamadım. Ancak projeyi ve toplantıda paylaşılan bilgileri ilgiyle takip ettim.

Yeni sistemle birlikte uyumlu sayaca sahip aboneler, su bakiyelerini cep telefonları üzerinden yükleyebilecek. Böylece yalnızca su yüklemek için sumatiğe gitme, sıra bekleme ve günlük programını buna göre ayarlama zorunluluğu ortadan kalkacak.

Üstelik projenin yalnızca ödeme kolaylığıyla sınırlı kalmaması da önemli. ESKİ Genel Müdür Vekili Niyazi Solak’ın verdiği bilgilere göre sayaç, üç saat boyunca kesintisiz su akışı algıladığında otomatik olarak kapanabilecek. Böylece olası tesisat kaçaklarından kaynaklanan su kayıplarının ve su baskınlarının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Projenin bir başka önemli tarafı da kurumun kendi mühendislik ve Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirilmiş olması. 2024 yılında kurulan Ar-Ge birimiyle başlayan çalışmaların, prototip aşamasından geçerek uygulamaya dönüşmesi kayda değer.

Elbette bir projenin başarısı, tanıtım toplantısında anlatılan özelliklerden çok vatandaşın günlük hayatında sağlayacağı faydayla ölçülür. Sistemin mevcut aboneler için ne kadar kolay uygulanacağı, kullanım sürecinin ne kadar sorunsuz işleyeceği de bu açıdan önemli.

Ancak temel fikir doğru: Vatandaşa zaman kazandıran, işlemleri kolaylaştıran ve teknolojiyi günlük hayatın bir parçası hâline getiren hizmetler, yerel yönetimlerin üzerinde durması gereken çalışmalar arasında.

Ayşe Ünlüce’nin de video mesajıyla destek verdiği projede emeği geçen ESKİ çalışanlarını tebrik ediyorum. Umarım yeni sistem, abonelerin hayatını gerçekten kolaylaştırır ve kısa sürede yaygınlaşır.

Şehrin yaşam kalitesini artıran şey, büyük projeler kadar günlük hayatın küçük ama can sıkıcı sorunlarını ortadan kaldırmaktır.

KISSADAN HİSSE

Bir köyün ambarlarını fareler istila etmişti. Köylüler ne kadar önlem alsalar da bir türlü baş edemiyorlardı. Bunun üzerine köyün yaşlılarından biri, farelerin açgözlülüğünden yararlanacak bir plan yaptı.

Köyün yakınındaki derin, kuru bir kuyuya kokmuş bir koyun leşi bıraktı. Kokuyu alan fareler, yiyeceğe ulaşmak için birer birer kuyuya atlamaya başladı. Bir süre sonra yüzlercesi kuyunun dibinde toplanmıştı.

Başlangıçta herkes bulduğu yiyeceği paylaşmak yerine en büyük parçayı kapmaya çalışıyordu. Koyun leşi bitince bu kez kuyudan çıkmaya uğraştılar. Fakat duvarlar çok dikti; birbirlerinin üzerine tırmanmaya çalışan fareler sürekli aşağı düşüyordu.

Açlık arttıkça dayanışma yerini kavgaya bıraktı. Birlikte kuyuya atlayanlar, şimdi birbirleriyle mücadele ediyordu.

Köylüler sonunda ambarlarını kurtardı. Çünkü fareler, kendi hırslarının peşinden giderken içine düştükleri durumdan kurtulmanın yolunu bulamamıştı.

Bu anlatıdan çıkarılacak ders açık: İnsan bazen rakibini alt etmeye çalışırken kendi düştüğü kuyuyu fark edemez. Hırs, çıkar ve hesaplar öyle büyür ki başta savunulan ilkeler bile unutulur.

(SONHABER GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)