Türkiye Lokantacılar Pastacılar Federasyonu Denetleme Kurulu üyesi ve Eskişehir Lokantacılar Odası Başkanı Bahar Bilen'in 150 bin TL'ye ikinci el bir otomobili odaya almasından dolayı federasyon başkanı çok rahatsız oldu!

Genel Başkan Ethem Aykut Yenice, Bilen'i, 'Federasyon olarak bizim de küçük katkımız olsun. Dört teker parasını da biz karşılayalım' diyeceğine denetleme kurulu üyesini görevinden istifaya davet etti.

* * *

45 yıldır gazetecilik yapıyorum bir federasyon başkanın bir ildeki kendisine bağlı odanın hizmet aracı almasından dolayı rahatsız olduğunu, o nedenle istifaya davet ettiğine ilk kez şahit oluyorum.

* * *

Bahar Bilen ile yönetim kurulu odaya bir hizmet aracı almaya karar vermişler.

Bir bankadan kredi çekerek 2016 model ikinci el araç almışlar.

Alınan araç 4 yıllık.

Yenisini almaya kalksan en az 400 bin lira.

50-100 üyeye hizmet eden bir oda değil.

Bini aşkın üyesi var.

Üyenin birisinin işyeri Söğütönü'nde, bir başkasının 75. Yıl Mahallesinde…

İki mahalle arasındaki mesafe yaklaşık 40 kilometre.

Başkan Bahar Bilen, başkan vekili veya yönetim kurulu üyeleri bu mahallelerdeki üyeleri ziyarete gidecek olsalar neyle gidecekler?

Kendi özel araçları ile gitseler bunun yakıtını ceplerinden karşılayacak değiller.

Özel araçlarına yakıt alıp faturasını odaya ödetseler, bu kez 'kendi araçlarına yakıt alıyorlar, faturasını da odaya ödettiriyorlar' diye eleştirilecekler.

* * *

Bahar Bilen'i yakından tanıyorum.

Araç almadan önce üye ziyaretlerini kendi özel aracı ile yapıyordu.

Bu ziyaretlerde harcadığı yakıt parasını da cebinden karşılıyordu.

Dürüst, hak-hukuka saygılı bir başkan…

24 saat o araçla dolaşmaz…

Kaldı ki Bahar Bilen'i de yakından tanıyan genel başkanın odaya araç alınmasından neden rahatsız oldu anlamış değilim!

Bunu açıklarsa biz de gerekçesini öğrenmiş oluruz.

Türkiye'deki Lokantacılar ve Pastacılar Odaları'nın hiçbirinde hizmet aracı yok mu?

Odalar içerisinde tek araç Eskişehir'de mi var?

Genel Merkezin hizmet aracı yok mu?

Bu hizmet aracını genel başkan makam aracı olarak kullanmıyor mu?

Oda Başkanlarının bir tanesi, bundan rahatsız olduklarını söyledi mi?

Bunun altında başka bir şeyler olabilir gibi geliyor bana…

* * * *

Türkiye'nin hangi şehrine giderseniz gidin, hemen hemen bütün odaların hizmet aracı var…

Kimisi 'makam' aracı gibi kullanıyor, kimileri de 'hizmet aracı…'

Şahsi düşüncem.

Oda başkanlarının makam aracı olmaz.

Ya Bakanlar Kurulu kararı ya da cumhurbaşkanı kararnamesiyle odalarda bulunan tüm makam veya hizmet aracı fark etmez kaldırılmalı.

Veya;

Odaların araçları madem 'hizmet' aracı…

O zaman akşam mesai bitiminde kullanımları yasaklanmalı…

Nasıl ki, devlet dairelerindeki makam araçları, mesai bitiminden sonra kullanılmıyorsa, odalardaki araçların da kullanımı engellenmeli.

Kendi özel aracı gibi 24 saat kullananlar var.

Böylelikle bu tür tartışmaların da önüne geçilmiş olur.

* * *

Maalesef gelinen noktada sendika veya oda başkanlarının lüks araçları vicdanları yaralayacak boyutlara ulaşmıştı. 'Ben bir sendika veya oda başkanıyım hesabımı da üyelerime veririm' mantığı sağlıklı değildir.

Kamunun ve üyelerin sağladığı imkanları kullananların belirli kısıtlamalara tabi olması kaçınılmazdır. Böyle gelmiş böyle gider mantığından hareket edersek, lüks araç yarışı devam edip gider.

Elbette hepsini aynı kefeye koymak doğru olmaz. Çünkü bu konularda son derece titiz davrananlar vardır ve buradan onlara teşekkür ediyorum.

* * *

Onlar can kurtarırken siz 'gereksiz' olmayın

Onlar can kurtarırken siz 'gereksiz' olmayın. Eskişehir'de 112'ye gelen gereksiz çağrıların oranı yüzde 68'e ulaşmış.

Acil Tıp Teknisyeni Ergün Tuna: 'Trafikte yol vermeme sorunu çok yaşıyoruz'.

Acil Tıp Teknisyeni Sevda Biçer: 'Bu süreç hayatımızda değişikliklere neden oldu.' Çağrı merkezi Aycan: 'Onlar can kurtarırken siz 'gereksiz' olmayın.'

Çağrı merkezi Aycan Ergül: 'Test sonucunu öğrenmek için bizi arıyorlar.'

Doktor Bülent Bozkurt: '112'yi meşgul etmeyelim.'

* * *

Yukarıda yazdıklarım 112 Acil Sağlık Merkezinde görev yapanların hemen her gün yakındıkları sözler.

Hepsi de çok önemli.

Ancak Doktor Bülent Bozkurt: '112'yi meşgul etmeyelim' sözü hepsinden daha önemli.

68 bin gereksiz çağrı gelmiş.

Çok ciddi bir rakam…

Koronavirüs sonrasında 112 Acil Sağlık Çağrı Merkezine gelen sayı yüzde 60 artmış durumda…

Görevliler gelen çağrılara yetişmek için canları pahasına adeta yarış ederken, gereksiz aramalar belki de o anda çok acil bir durum hakkında yardım isteyecek kişinin ulaşmasına engel oluyor.

* * *

Bir empati yapalım…

Anneniz, babanız, eşiniz, kardeşiniz, canınızdan çok sevdiğiniz çocuğunuz bu durumla karşı karşıya kaldı.

O anda 112'yi aradınız…

Ancak meşgul…

İkinci, üçüncü kez aradınız hep meşgul…

İşte o anda ne yaparsınız?

Hemen söyleyeyim.

Telefona bakacak kişinin ya sohbete daldığını ya da telefonla muhabbet ettiğini düşünerek kalayı basarsınız…

Aslında düşündüğünüz gibi değil…

Siz telefonlara kasıtlı olarak bakmadığını düşündüğünüz de 112 Acil Sağlık Çağrı Merkezini gereksiz arayarak muhabbet etmek isteyen kişilere cevap verdiklerinden dolayı…

* * *

Ambulans şoförü ve ATT olarak 14 yıldır görev yapan Ergün Tuna bakın ne diyor:

'Trafikte yaşadığımız zorluklardan bir tanesi yayaların yaya geçitlerinde sirenler ve tepe lambalarımız açıkken bizden yol vermemizi istiyorlar. Trafikte yaşadığımız zorluklardan bir tanesi yol vermeme durumu. Bunun sebebi de sürücülerin camları kapalı müzik son ses açık ve telefonla konuştuğu esnada bizi görsel ve işitsel olarak fark edemiyorlar. Bu da hastaya ya da hastaneye ulaşmada gecikmelere neden oluyor'.

* * *

Hastanın en kısa sürede hastaneye ulaşması çok önemli. Hepimizin kaliteli bir sağlık hizmetine zamanında ulaşabilmesi için lütfen gereksiz çağrılarla 112'yi meşgul etmeyelim…

Hastaların zamanından çalmayalım…

* * *

'Pazaryerlerinde 65'likler cirit atıyor'

Dün bir okurum telefon etti.

Önemli bir konu hakkında yakındı.

Adı Yılmaz Curabay.

Çarşamba pazarının kurulduğu caddede oturuyormuş.

Kendisinin yaşı 65'in üzerinde olduğu için saat: 10.00'dan sonra pazara gidip ihtiyaçlarını aldığını söyledi.

Saat: 13.00'e kadar alışverişini yapıp evine dönmüş.

Bir ara pencereden baktığında pazara alışverişlere gelenler dikkatini çekmiş.

* * *

'65 yaş üzerindekilerin sokak kısıtlaması 13.00'de başlıyor. Bu saatten sonra sokağa çıkmıyorum. Devletimizin koyduğu kurallara uyuyorum. Çarşamba pazarının kurulduğu caddenin üzerinde oturuyorum. Saat 16.00 civarı idi. Odamı havalandırmak için pencereyi açarken pazarda alışveriş yapanlar dikkatimi çekti. O saatte evde olması gereken insanlar alışveriş yapıyor. Hani AVM'lere, marketlere, kamu kurum ve kuruluşlarına, pazaryerlerine girenlere HES kontrolü yapılacaktı? 65 yaş ve üzerindekiler 13.00'ten sonra sokağa çıkamayacaklardı. Pazaryerlerine girişte kontrol yapılmıyor mu? Geçmişte de uygulanan kısıtlamada Pazar yerlerine girişte bariyer vardı. Polis ve zabıta girişte kontrol yapıyordu. Pazarın içerisindeki alışveriş yapanların kalabalık oluşturulmasını engelliyorlardı. Virüsün taban yaptığı bu günlerde bu tür denetimler yapılmıyor mu?' diye sordu.

* * *

Pazar yerlerine girişte denetim yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.

Ancak yapılması gerekir.

65 yaş ve üzerindekiler saat: 10.00 ile 13.00 arasında sokakta dolaşabilecek.

13.00'ten sonra yasak.

Fakat okurumun anlattığına göre yasakları delenler var.

Bir de pazarın içine girerken HES Kodu kontrolü yapılıyor mu?

Bu konu son derece önemli.

Şayet yapılmıyorsa bu kontrollere bir an önce başlanmalı.

Evinde karantina da olması gerekenler vızır vızır sokakta dolaşıyor.

Belki pazara da geliyor.

Pazarda dolaşırken bilmem kaç kişiye virüs bulaştırıyor.

Sayın valimiz ve emniyet müdürümüzden pazaryerlerinin daha sıkı denetlenmesini bir vatandaş olarak talep ediyorum.

Yoksa gerek Sağlık Bakanı'mız gerekse cumhurbaşkanımızın çağrıları havada kalır.

Virüs salgınının önü alınamaz duruma gelebiliriz.

* * *

Doğruluğun Mükafatı

Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandan odun keser geçimini bu şekilde sağlarmış.

Günlerden bir gün yine bir göl kenarında yaşlı, kuru bir ağacı kesmek istemiş. Baltasını ağacın dalına asmış, sonra ağaca çıkmaya çalışmış. Güya önce geniş dallarını kesecekmiş. Fakat dala tırmanırken, baltasına dokunmuş ve baltası göle düşmüş. Göl derin, dibi bataklık ve hava da çok soğukmuş. Çaresiz bir şekilde ağacın altında ağlamaya başlamış. Allah kendisine acımış. Kısa bir süre sonra gölün içinden bir melek çıkmış ve niçin ağladığını sormuş. Adam da durumu anlatınca, melek hemen suya dalmış ve sapı som altından bir baltayla çıkmış ve oduncuya seslenmiş:

'Baltan bu muydu?'

'Hayır,' diye yanıtlamış oduncu, üzgün bir sesle.

Melek bir kez daha dalmış, bu sefer elinde gümüş bir balta varmış. Fakat oduncu o baltanın da kendisinin olmadığını söylemiş. Üçüncü kez suya dalan melek oduncunun baltasını çıkarmış.

Oduncu sevinçle baltasına kavuşmuş. Melek bir kez daha suya girmiş ve önceki altın ve gümüş baltaları çıkarmış ve oduncuya:

'Bunları al ve sat; bunlar dürüstlüğüne karşı, Tanrı'nın bir armağanıdır' demiş.

Oduncu köyüne dönmüş. Bir süre sonra çok zengin olmuş. Başına gelenleri anlatınca da bunları yarım yamalak kavrayan kıskanç komşusu baltasını almış ve gölün kenarına gitmiş.

Baltasını bir dala asmış ve bilerek dokunarak gölün içerisine yuvarlamış, sonra da ağacın altına oturup ağlamaya başlamış. Gölden çıkan melek ne olduğunu sorunca da tek geçim kaynağı olan baltasını suya düşürdüğünü söylemiş. Melek suya dalmış ve som altından bir balta çıkarmış ve oduncuya sormuş, 'Herhalde baltan bu olmalı.'

Som altını görüp başı dönen oduncu hemen atılmış:

'Evet, o benim baltamdır.'

Bunun üzerine suratı asılan melek baltayla birlikte suya dalmış ve bir daha hiç çıkmamış.

(alıntı)