İl Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın ile ilgili yazmış olduğum “Aradığınız Sinan Aydın’a ulaşılamıyor” başlıklı yazımdan sonra müdürlükten tekzip gelmiş, bu tekzibi de “Bekliyorum” başlıklı yazımda yayınlayarak kendisinden röportaj yapmak üzere randevu istediğimi duyurmuştum.

Ardından hızla geri dönüş yapan İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Muammer Demirkan, dün beni Sinan Aydın ile röportaj yapmak üzere davet etti.

Sorularımı hazırladım, kameraman arkadaşım Mustafa Dizman ile birlikte İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün binasına gittim. Demirkan’a ilgisinden dolayı teşekkür edip, Aydın’ın odasına girdim.

Ve bundan sonra yazacaklarım, Sinan Aydın hakkında bugüne kadar dile getirilen eleştirilerin neden yapıldığını daha net biçimde ortaya koyacak.

Odasına girdiğimizde kamerayı görünce “silahınızla gelmişsiniz” diyerek bizleri karşılayan Aydın, konuşma ilerledikçe kantarın topuzunu fazlasıyla kaçırdı!

İlk yazımda ÇYDD Şube Başkanı Sevgi Akmen’in sivil toplum kuruluşlarıyla, İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasındaki mesafeden bahsettiğim için çok alınan Aydın, bana adımı bile sormadan ÇYDD’de bir görevim olup olmadığını sordu.

Herhangi bir derneğe üye olmadığımı, sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız program neticesinde bizlere söylenenleri kaleme aldığımı söylediğimde ise beni “kalemşör” olmakla suçladı.

Değil bir kadınla bir insanla nasıl iletişim kuracağından bihaber olan Müdürümüz, Eskişehir basınının kendileriyle ilgili sürekli olumsuz haber yaptığını, sivil toplum kuruluşlarının ise kendisi hakkında “yalan söylediğini” iddia etti.

Beni hem kalemşör olmakla suçlayan hem de yazı yazmadan ya da haber yapmadan önce aranmasını bekleyen Aydın, İl Milli Eğitim Müdürlüğü hakkında yapılan haberlerde daha hassas davranmamız gerektiğini ve çocukların vebalinin üzerimizde olduğunu belirtti. Böylece ayaküstü bize gazetecilik dersi de verdi.

Aydın’ın harareti her kelimesinde biraz daha arttı.

Yazımda sivil toplum kuruluşlarıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün iş birliği konusuna takıldığım için çok sinirlenen Aydın, hiçbir STK ile iş birliği yapmadıklarını ve yapmayacaklarını söyledi. “Madem çocukların yararını düşünüyorsunuz, size hiçbir külfeti olmayan iş birliklerine neden bu kadar karşısınız?” diye sorduğumda “O zaman hepsi ister” yanıtını veren Aydın, müfredatı zaten yetiştiremediklerini, bu tarz iş birliklerine vakit ayıramayacaklarını ifade etti.

Ben gazetecilik ilkelerim gereği Aydın’a soru sormak, bakış açısını öğrenmek için gittim ancak karşımda tabiri caizse beni azarlamak amaçlı çağıran bir müdür vardı.

Bunun üzerine kendilerine bizi ne amaçla çağırdığını sordum… Köşe yazım hakkında sohbet etmeye çağırdığını söyledi. “Ben sizin yardımcınıza röportaj yapmak için geleceğimi söylemiştim” dedim. “Soruları verin o zaman cevapları göndeririz” dedi.

Kendisiyle görüşmemiz bir lütufmuş gibi davranan Aydın’a “Neden şu an size yüz yüze soru soramıyorum? Siz kim oluyorsunuz?” diye sorduğumda da “E, tamam sorun o zaman, böyle sorun” dedi.

Sosyoloji ve Antropoloji bölümünde yüksek lisans yapmış, 11 yıl boyunca farklı kurumlarda eğitim alanında yöneticilikte bulunmuş, bilimsel makaleler yayımlamış bir kişi, konuyu öyle bir yere çekti ki…

Kendisinin abdestli olduğunu, yaptığı işlerden de son derece emin olduğunu söyledi!

Bizi abdestsizlikle suçlayacak cüreti kendisinde bulan Aydın, buna itiraz ettiğimizde de laf salatası yaptı!

Her konuyla ilgilenemeyeceğini, her haberi okuyamayacağını, her yayını izleyemeyeceğini, her STK’ya cevap veremeyeceğini söyleyen Sinan Aydın’ın Eskişehir basınına olan yaklaşımını anladıktan sonra, bu üstten bakış ve ego tutulması karşısında röportaj yapmamın pek bir anlamı kalmayacağını ancak bu yaşananları harfi harfine yazacağımı söyleyerek odasından çıktım.

Güç zehirlenmesi böyle bir şey… İl Müdürü olduğu için ülke yönettiğini düşünen, eğitimci olmasına rağmen nezaketten son derece uzak, karşısındakine neredeyse konuşma fırsatı vermeyip ezeceğini düşünerek tatmin olan bir kişiye koltukların gelip geçici olduğunu ama insanlığın baki olduğunu hatırlatmakta fayda var…

Müdürün yanına girmeden hemen önce karşılaştığım bir eğitimcinin, “Dikkat et Müdür beyin kadın alerjisi var” demesine rağmen tüm iyi niyetimle yanına gittiğim Aydın, daha önce “Özel hayatınızı işe göre düzenleyin. Meslekten ayrılıp, evde oturabilirsiniz. Benim hanım da çalışmıyor. Siz de çalışmayabilirsiniz” demişti hatırlarsanız. Kendisi sanıyorum ki benim evde oturmayıp bir kadın olarak gazetecilik yapmaya çalışmamı kaldıramadı…

En son yazımda “Sözün özü, Sayın Sinan Aydın tarafından olumlu geri dönüş sağlandığı takdirde, kafamızdaki soruların cevabını alacağım… Şimdilik bekliyorum…” demiştim. Cevabımı fazlasıyla aldım...

Bu zamana kadar Aydın'la bir şekilde muhatap olan STK'ların ve eğitimcilerin kendisi ile ilgili söylediklerinde kat be kat haklı olduklarını ne yazık ki anlamış oldum.

Bu kentteki çocuklarımızın maalesef ki bir gazeteciyle ve bir kadınla nasıl konuşması gerektiğini dahi bilmeyen birisine emanet olduğunu görmüş oldum.

Aydın'ın bugüne kadar İl Milli Eğitim önünde eylem yapan velilere, eğitimcilere ve bir açıklama yapma gereksinimi duymadığı basın mensuplarına olan bu tavrının nedenini de öğrenmiş oldum.

Gerçekten Aydın kimseyle görüşmemekte haklıymış.

Bu üslupla hiç kimseyle muhatap olmaması daha iyi!