Eskişehir’in turizm kenti olmak gibi bir iddiası var…

Değil diyemem ama elindeki cevherleri tam manasıyla değerlendirebiliyor da diyemem…

Daha önce Yörük kırka Mahallesi’nde Kapadokya’dan farkız bir görünümün olmadığını, burayı neden turizm rotasına eklemediğimizi sorgulamıştım.

Şimdiyse Sakarıkaracaören için benzer şeyleri söyleyeceğim…

Alpu’ya bağlı Sakarıkaracaören, sanki Eskişehir’in bir köyü değil gibi…

Akdeniz iklimi… Su kıyısında…

Öyle büyüleyici ki…

Sessiz, sakin, sıcak…

İçinden çay geçiyor, nehir kıyısında…

Ancak köy hakkında anlatacaklarım bu kadar.

Köyde başka hiçbir şey yok.

Ne yemek yiyebileceğiniz bir yer, ne de konaklayabileceğiniz bir yer…

Ne yöresel ürünlerin satıldığı bir yer, ne de manzarayı izleyebileceğiniz bir yer…

Kıyıda köşede unutulmuş, cennetten bir köşe sanki…

Alpu Belediyesi, kendi köyü gibi davranmıyor, Büyükşehir Belediyesi oralı olmuyor.

Ben turistik açıdan eleştiriyorum ama köyde su kesintileri gibi en temel ihtiyaçlar dahi karşılanmıyor.

Bu kadar güzel bir köyü bilen kaç kişi vardır?

Değil Türkiye’de Eskişehir’de bile çok az bir kesim…

Böyle yerlerin güzel pazarlanarak turizme kazandırılması lazım diye düşünüyorum.

Yanı başımızdaki Bursa örneğine bir bakalım…

Cumalıkızık’ın Sakarıkaracaören’den ne farkı var?

İkisi de küçük ve şirin yerleşim yerleri…

Bölgede yaşayanlar evlerinin bir odasını kahvaltı salonu yapmış ve inanılmaz bir rağbet var…

Bugün Bursa’ya gidenler, rotalarına Cumalıkızık’ı da ekliyor…

Sakarıkaracaören kent merkezine uzak evet ama diğer yandan da Ankara sınırında.

Yani güzergah olarak gerekli yatırımlar yapıldığı zaman, turist çekecek potansiyelde.

Kamp için de inanılmaz elverişli…

Bizim turizm kenti olmak gibi bir iddiamız varsa eğer, bunu kent merkezi ile sınırlandırmamak, daha geniş bir çerçeveden bakarak yeni bir vizyon ortaya koymak lazım…