Bazı insanlar karanlık içinde umut, hüzün içinde tebessüm, isyan içinde direniş gibidir. Onların varlıkları yokluklarında çok daha anlam kazanır.
Sinan Cemgil gibi…
Bencileyin, üniversiteyi Ankara’da okuyan 68’li Devrimciler, Sinan ile Şirin’i çok iyi tanırlar. Çocuklarının adının Taylan olduğunu da bilirler.
Taylan 1969’da Beyazıt Meydanı’nda öldürülen arkadaşlarının adıydı.
ODTÜ’lü arkadaşlar Sinan’a “Hoca” diye hitap ediyordu.
Sinan, 6 yabancı dil biliyor, henüz Türkiye’de yayınlanmamış birçok eserin çevirisini yapıyor ve Fikir Kulüplerinde arkadaşları ile paylaşıyordu.
Şirin daha sonraları Sinan ve arkadaşlarını tanımlarken aslında o dönemde “Dünyayı değiştirmeye çalışanların” öyküsünü de özetliyordu;
“Toplumdaki eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluğa karşı arayışları aynı zamanda serüvenlerinin de başlangıcı olmuştu.”
Beraber gitmişlerdi Muş-Varto depreminde depremzedelere yardım için.
ODTÜ Stadında bugün hala silinemeyen “DEVRİM” yazısının Alparslan, Taylan Özgür, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’la beraber yazıldığı günlerdi…
Ankara’dan iki motosikletle çıkmışlardı. Birinde Deniz ile Yusuf diğerinde Sinan ile Tayfur vardı.
Denizler 16 Mart 1971’de Gemerek’te yakalandı.
Sinan ve arkadaşları, Nurhak’ta toplandıklarında öncelikle “Kürecik” üzerinden Denizleri kurtarmayı düşünüyorlardı. Ama olmadı. Olmayacağı da belliydi zaten
Ancak yine de,“Eğer biz Denizler için bir şey yapmazsak artık söyleyecek sözümüz kalmaz!..” diyorlardı aynı Mahirler gibi..!
Sinan, Alparslan ve Kadir’le 31 Mayıs 1971’de Nurhak’ta öldürüldüklerinde Taylan henüz bir yaşındaydı.
Sinan’ın annesi Nazife Hanım oğlu toprakta yatarken acının dağladığı yüreğini sözcüklere şöyle döküyordu; “Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları, kardeşleri. Onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar.”…
KEŞKE SİLAH OLMASAYDI!..
Denizlerin, Mahir’in, Sinan’ın siyasi düşüncelerini, illegal eylemlerini elbette onaylamayanlar, doğru bulmayanlar vardır.
Dünyanın farklı ülkelerinde 68 kuşağı olarak bilinen gençlerin düşünsel ortak paydalarında insanların özgürlüğünü, eşitliğini savunmak; hakça paylaşımcı, toplumcu bir dünya görüşü içinde ezilenden ve barıştan yana olmak vardı. Ancak, bu sürecin Türkiye senaryosu bir başka türlü yazıldı.
1968 kuşağının o pırıl pırıl, idealist gençlerinin maalesef şiddet sarmalına sürüklenmesi, hem aileleri hem de ülkemiz için derin bir acı ve büyük bir kayıp olarak tarihe geçti.
Ülke sorunlarına duyarsız kalmayıp daha adil bir düzen talep eden bu gençler, o dönemin kutuplaştırıcı ve sert siyasi atmosferinde silaha sarılmak yerine barışçıl, demokratik yolları sonuna kadar kullanabilselerdi ya da buna olanak tanınsaydı daha güzel olmaz mıydı?