Bir yıldır Eskişehir’de bisikletli ulaşım adına yapılanları takip etmeye çalışıyorum.
“Çalışıyorum” diyorum ama itiraf edeyim: Büyük aynada pedallıyorum kan ter içinde, yetişemiyorum. Önde biri var. Hızlı. Kararlı. Durmuyor. Ayşe Başkan.
Başkan Yılmaz Büyükerşen, 25 yıl boyunca Eskişehir’i Türkiye’de ve dünyada örnek gösterilen bir kente dönüştürdü. Kültürde, sanatta, sosyal belediyecilikte çıtayı yukarı taşıdı. Ama kendisinin de açıkça kabul ettiği bir alan vardı: ulaşım. Özellikle de bisikletli ulaşım.
Şimdi soru şu: Ustanın bıraktığı yerden öğrencisi mi devam ediyor?
Son bir yılda neler oldu?
Hemen aklıma gelenler:
● Kent merkezinde ulaşım ihtiyacını gerçekten karşılayan, güvenli ve işlevsel bisiklet yolları yapıldı.
● Keskin–Söğütönü kent merkezi hattında ve Kütahya Yolu Ömür Mevkii’nde yeşil kuşaklı trafik ışığı düzenlemesi hayata geçti.
● Akıllı, interaktif kavşak düzenlemeleriyle kent merkezinde trafik hızlandı.
● Mustafa Kemal Atatürk Caddesi’nde parklanmayı önleyen seperatörler yerleştirildi.
Bunlar tek tek bakıldığında “küçük işler” mi?
Yoksa bir ulaşım paradigmasının sessiz ama kararlı adımları mı?
Bu işlerin arkasında güçlü bir ekip olduğu açık. Ulaşım Daire Başkanı Fırat Bilgili ve ekibinin imzası, artık kentte hissediliyor.
Peki biz bunu yeterince görüyor muyuz? Yoksa hâlâ bisikleti bir “hobi” olarak mı konuşuyoruz?
Geçen haftaki yazımda sormuştum:
2026 Eskişehir yılı mı olacak, otomobil yılı mı?
Yanıt gecikmedi: Arabasız Pazar.
Bu sadece bir etkinlik mi?
Yoksa arabasız kent, insan merkezli şehir, yürünebilir ve yaşanabilir bir Eskişehir’in provası mı?
Ayşe Ünlüce yapıyor, biz ardından koşuyoruz.
Ne bisiklet dernekleri ne topluluklar hızına yetişebiliyor.
Belki de asıl soru şu:
Bu kez kent mi değişiyor, yoksa biz mi sonunda değişmeye başlıyoruz?