Mihalıççık’taki madenden çıkıp Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda 9 gün açlık grevi yapan Doruk Madencilik işçileri direnişi zaferle taçlandırdı.

Şirkete maaşlar, tazminat ve özlük haklarını ödemesi için 15 gün süre tanındı. Bu, zaferin aslında 15 günlük bir ‘ambargo’ altında olduğu anlamına geliyor. İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarının garantörlüğünde sağlanan uzlaşmanın, ilerleyen günlerde yeni bir pürüzle karşılaşmasını beklemiyorum.

*

Doruk Madencilik işçileri kömür ocağından çıkıp yürüyerek başladıkları bu yolda tarih yazdı. Mihalıççık’tan doğan bu mücadele Kurtuluş’ta tüm madencilerin sesi oldu. Toplumsal muhalefeti tıkayan siyasi atmosferdeki kırılmanın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde büyümesi beklenirken iyi haber erken geldi.

Bu süreçte 1 Mayıs’ta emekçilerin kitlesel şekilde İşçi Bayramı’nı kutlayacağını unutmayalım. Madencilerin hakları verilmeseydi direniş 1 Mayıs’la sembolik bir sürece evrilebilirdi. Bana kalırsa iktidar bunu göze almadı.

Çünkü 17 gün süren bu eylemsellik sadece maden işçileri ve Mihalıççık’la sınırlı değil.

*

Emek zinciri içinde yer alan her bir çalışan her geçen gün hak kaybına uğruyor. Gezi Direnişi sonrasında iyice sessizleşen sendikalar yerel yönetimler ve iktidar baskısı altında ‘sözde’ örgütlenmelerle günü kurtarmaya çalışıyor.

Kağıt üzerindeki örgütlülük geçen yıllarda sokağa dökülen kamu işçisinin isyanıyla sarsılsa da greve bile gidemeyen Türk-İş, tıpkı asgari ücret sürecinde olduğu gibi iktidarın yanında konumlanmayı sürdürüyor. Maden işçilerinin açlık grevinde de gördük ki DİSK sessizliği tercih etti…

*

Bu direnişin asıl önemi, son bir yıldır ödenmeyen maaşların yarattığı öfkenin; karşılığı verilmeyen emeğin ve biriken haksızlığın görünür hale gelmesinde yatıyor.

Bu bir kazanım hikayesi değil!

Gecikmiş bir hesaplaşma.

Ortaya çıkan gerçek şu ki; Örgütsüz bırakılan, sesi bastırılan işçiler, kendi sözlerini doğrudan kurduklarında tüm dengeler değişebiliyor!

Mihalıççık’tan Ankara’ya uzanan bu hat, yalnızca bir ücret mücadelesi değil; emekçilerin aracısız, sahici ve yalın bir güç olarak yeniden sahneye çıkışıdır.

Şimdi gözler o 15 günde değil sadece; bu iradenin kalıcı bir hatta dönüşüp dönüşmeyeceğinde… Çünkü eğer bu kararlılık süreklilik kazanırsa, mesele tek bir maden ocağının ötesine geçer ve memleketin dört bir yanında benzer sessizlikleri bozacak bir eşik haline gelir.

Mihalıççık da bu fitilin ateşlendiği yer olarak hafızalara kazınır…

*

Bu sene kutlayacağımız 1 Mayıs; Mihalıççık’ta maden işçilerinin yaktığı ateşin memleketin dört bir yanına yayılacağı bir eşik…

Madencilerin açtığı yol, emeğin örgütsüzlüğe mahkûm olmadığını, suskunluğun kader olmadığını gösterdi. Şimdi mesele, bu iradeyi bir günlüğüne değil, kalıcı bir hatta dönüştürmekte!