Dördüncü Murat, getirdiği yasaklarla bilinir tarihte.

İçkiyi, uyuşturucuyu, tütünü yasaklamış.

Rivayet edilir ki…

Getirdiği yasaklara uyulup uyulmadığını denetlemek için sık sık tebdil-i kıyafet edip halkın arasına karışırmış.

Yine böyle bir zamanda Veziriyle, Üsküdar’a geçmek için kayığa binmiş.

Kayık biraz yol alınca, tebdil-i kıyafet içindeki Vezir, tütün kesesini çıkarmış.

O sırada kayıkçı,

“Aman efendi,” demiş. “Ne yapıyorsun sen? Sultan Murat’ın tütün içmeyi yasakladığını bilmez misin? Tebdil gezip yasaklara uymayanları bizzat yakalayarak zindana attığını işitmedin mi ahaliden?”

“Korkma,” demiş Vezir. “Sultan Murat bu saatte burada ne gezsin?Şimdi o, olsa olsa hareminde halvettedir.”

“O zaman,” demiş kayıktakiler. “Bize de birer parça tütün ver, biz de tüttürelim. Tüttürelim de keyfimiz yerine gelsin.”

Kayıkta bir de remilci, bugünkü adıyla falcı varmış.

Remil atmış hemen.

Birden korkuyla ürpermiş, remilci.

“Padişahımız yanı başımızdadır!” demiş.

O sırada Sultan Murat kükremiş.

“Kayıkçı, çevir kayığı İstanbul’a! Hepiniz zindana!”

Tanımışlar Sultan Murat’ı.

Af dilemişler.

El etek öpmüşler.

Çare yok.

Bu arada, Sultan Murat, remilciye;

“Yanı başınızda olduğumu bildin. Bil bakalım, ben şimdi İstanbul’a hangi kapıdan gireceğim? Bilirsen zindana atılmaktan kurtulursunuz,” demiş.

Remilci, remil attıktan sonra, Sultan Murat’ın hangi kapıdan şehre gireceğini bir kağıda yazmış. Kağıdı katlayıp Sultan Murat’a vermiş.

Kıyıya çıkınca padişah buyruk vermiş.

“Yeni bir kapı açın şuradan!”

Kapı açılmış.

Padişah yeni kapıdan şehre girince remilcinin verdiği kağıdı kuşağından çıkarıp bakmış.

“Bırakın gitsinler!” demiş.

Remilcinin kağıdında,

“Padişahım, açtırdığınız yeni kapı hayırlı olsun” yazıyormuş.

Yine rivayet ederler ki…

Bugünkü, İstanbul Yenikapı adını o yeni kapıdan alır.

***

Şimdi niye anlattık bunu?

Eski çağlarda hayli yaygınmış falcılık.

Ordu sefere çıkmadan önce falcılara, medyumlara, rüya tabircilerine danışılırmış.

Neden?

Bilimsel bilginin yetersizliğinden.

Peki günümüzde?

Günümüzde de varlığını sürdürüyor falcılık.

İnternetten aldığı güç de cabası!

Kahve falı, tarot falı, el falı, su falı, küre falı, aşk falı…

Hepsinin de ayrı ayrı fiyatı var.

Hokkabazlıktan başka bir şey olmayan falcılığın sonu neden bir türlü gelmiyor?

Çünkü falcı, insan zihninin karmaşıklığından yararlanır.

İnsanın korkularından beslenir.

“Beş vakte kadar; beş ay mı desem, beş yıl mı desem bir yakınını kaybedeceksin,” der.

O beş vakit gelinceye kadar sen bunu unutup gidersin.

Tesadüfen gelip seni bulursa bu felaket…

“Falcı demişti,” dersin.

Yahut da insanın mutlu olma, güzel günler görme arzusundan faydalanır.

Gelecekte yaşayacağın güzel şeyler söyler.

Böyle olunca…

Fala inanmasan da inanasın gelir.

Göreceğin güzel günler için o üç ister sen beş verirsin.

Ama yine de siz bilimden şaşmayın ve bu insanlara inanmayın.