(Afet yönetimi dediğimiz şeyin aslında ne olduğunu hatırlamak için…)

Her depremden sonra aynı cümle. “Allah beterinden korusun. ”Her selden sonra aynı açıklama. “Yüzyılın yağışı. ”Her yangından sonra aynı yüz ifadesi “Beklenmedik. ”Beklenmedik olan ne biliyor musunuz? Bu ülkede hâlâ şaşırıyor olmamız. Çünkü deprem sürpriz değil. Sel sürpriz değil. Yangın sürpriz değil. Heyelan sürpriz değil. Kuraklık sürpriz değil. Sürpriz olan… bir ülkenin, aynı acıyı defalarca yaşayıp, hâlâ aynı şeyi yapmaya devam etmesi.

Doğa vurmuyor. Biz kendimizi vuruyoruz.

Deprem oluyor. Bina yıkılıyor. “Doğa olayı” diyoruz. Hayır.

Doğa sadece salladı. Öldüren betondu. Ama o beton “kendiliğinden” gelmedi. O betonun arkasında imza var. O imzanın arkasında ruhsat var. Ruhsatın arkasında plan var. Planın arkasında rant var. Rantın arkasında suskunluk var. Ve hepsinin arkasında…biz varız.

Şimdi biri çıkıp yine diyecek ki: “Canım… herkes suçlu olamaz.”

Olur. Bu ülkede herkesin suçu, birilerinin suçunu mümkün kıldı.

Afet yönetmiyoruz. Enkaz yönetiyoruz.

Afet yönetimi bizde ne demek biliyor musunuz? Deprem olur. Kamera açılır. Çizme giyilir. Kollar sıvanır. “Devletimiz güçlüdür” denir. Çadır sayılır. Tır sayılır. Helikopter sayılır. Kepçe sayılır. Bir de cümle sayılır:

Koordinasyon sağlanıyor.”

Çalışmalar sürüyor.”

İlk 72 saat çok önemli.”

Sonra? Sonra aynı yere… aynı müteahhit… aynı zihniyet… aynı imar…aynı “bir şey olmaz” kültürü. Bizde afet yönetimi, afet olduktan sonra başlıyor. Afet olmadan önce bitiyor. Risk azaltma? Boş ver. Hazırlık? Seçimden sonra. Planlama? İmar affına kadar.

Bilim “yapma” diyor, biz “bir şey olmaz” diyoruz. Bilim insanı söylüyor: “Bu fay aktif. ”Cevap hazır: “Bin yılda bir. ”Bilim söylüyor: “Bu zemin sıvılaşır. ”Cevap belli: “Kupon arazi, kat karşılığı. ”Bilim diyor: “Bu dere taşar. ”Cevap kısa: “Islah ettik.”

Bizde ıslah ne demek? Dereyi betona gömmek. Suyu boruya sıkıştırmak. Toprağı asfaltla mühürlemek. Sonra su geliyor. Boru yetmiyor. Betonu patlatıyor. Evi alıp götürüyor. Ve biz hâlâ diyoruz ki: “Yağmur çok şiddetliydi.” Yağmur değil. Bizim hırsımız ve açgözlülüğümüz şiddetli.

Her afette aynı film

Sahne 1: “Enkaz altındayız.” Sahne 2: “Devlet tüm imkânlarıyla sahada. ”Sahne 3: “Bazı eksikler olmuş olabilir. ”Sahne 4: “Sorumlular hesap verecek.” Final: “Bir daha yaşanmayacak.”

Sonra? Sonra bir daha yaşanıyor. Çünkü hafızamız kısa. Çünkü öfkemiz geçici. Çünkü unutmamız teşvik ediliyor. Bir ülkede unutmak bir “kusur” değildir bazen. Bazen bir “mekanizma”dır.

Afet yönetimi dediğin şey, enkazdan önce başlar.

Afet yönetimi…çadır saymak değildir. Afet yönetimi…kurtarma görüntüsü vermek değildir. Afet yönetimi…sosyal medyaya “geçmiş olsun” yazmak değildir. Afet yönetimi, afet olmadan önce yapılan şeydir. Kente nerede izin vereceğini bilmek… Riskleri minimize edecek şekilde kent kurmak… Dere yatağını imara açmamak… Ormanın içine kadar villayı sokmamak… Binayı “yapılmış” saymamak, “doğru yapılmış” saymak… Denetimi, “kağıt üstünde değil, şantiyede yapmak”…Yanlış planlama kararlarını, denetim eksikliklerini, imar aflarını, “af” değil, “suç ortaklığı” saymak. Ama biz ne yapıyoruz? Biz riski azaltmıyoruz. Biz riski büyütüp, sonra kader diyoruz ve “kader” kelimesini yanlış yerde kullanıyoruz.

Kader, doğanın kanunudur. Ama bizim afetlerimizin kaderle ilgisi yok. Bu ülkede afetler… plan notudur, ruhsattır, imar değişikliğidir, denetimsizliktir, cezasızlıktır…cehalettir… umursamazlık, hadsizlik, açgözlülük, cüretkarlıktır…

Deprem “kader” değil. Deprem coğrafya. Ama bina yıkılması…bu kader değil…Bu, tercih. Yanlış tercih…Ve her yanlış tercih, bir sonraki afeti büyütüyor…

Asıl afet nerede biliyor musunuz? Asıl afet…deprem değil. Asıl afet…sel değil. Asıl afet…yangın değil. Asıl afet…bilerek yapılan hatalar. Asıl afet göz göre göre gelen risk. Asıl afet…bilimi susturup rantı konuşturmak. Ve en kötüsü…Afet olunca herkesin sanki ilk kez oluyormuş gibi davranması. Sanki bu ülkenin fay haritası yokmuş gibi Sanki dere yatakları bilinmiyormuş gibi. Sanki ormanların yanına yapılan siteler ortada değilmiş gibi. Her şey biliniyor. Sadece gereği yapılmıyor.

Doğa temelli çözümler mi? Biz beton temelli felaketler yaptık.

Şimdi bazıları “yeşil dönüşüm” diyor. Güzel. Ama önce şunu kabul edeceğiz: Türkiye’nin sorunu doğanın azlığı değil. Türkiye’nin sorunu doğanın düşman gibi görülmesi. Doğa temelli çözüm dediğin şey…romantik bir çevrecilik değildir. Bu, mühendisliktir. Bu, ekonomi yönetimidir. Bu, kamu sağlığıdır. Bu, risk yönetimidir. Taşkın ovası suyu yutar. Sulak alan tampon olur. Orman iklim değişikliğini yavaşlatır. Yeşil altyapı afet riskini düşürür. Toprak suyu tutar. Ama biz ne yaptık? Toprağı öldürdük. Suyu kanala hapsettik. Ormanı “arsa” gördük. Şehri betonla kaynar tencereye çevirdik.

Sonra…insanlar ölüyor…“kader” diyoruz. Evet… Kader…

Afet yönetimi bir “kurum” meselesi değil, bir “kültür” meselesi.

Kurumu kurarsın. Tabelayı asarsın. Araç alırsın. Personel alırsın. Ama kültür yoksa…yani “önce önlem” kültürü yoksa…O kurum, afet olunca sadece “müdahale eden” bir birim olur. Oysa asıl iş, müdahale değil. Asıl iş, afetin “afete dönüşmesini” engellemek. Bizde en zayıf halka burası. Çünkü önlem, görünmezdir Önlem, alkış getirmez. Önlem, kurdele kesmez. Önlem, oy getirmeyebilir. Ama hayat kurtarır. Ama bizde hayat…çoğu zaman öncelik değil. Bu cümle sert mi? Evet. Ama gerçek. Bu ülkede doğa olayları yaşanıyor, evet. Ama afetler doğadan gelmiyor. Afetler… imar masalarından çıkıyor. Afetler…denetimsizlikten çıkıyor. Afetler…cezasızlıktan çıkıyor. Ve ne yazık ki…enkazdan en sağlam çıkan şey, bizim ders almama becerimiz oluyor. Deprem değil öldüren. Sel değil. Yangın değil. İnkâr öldürüyor. Cezasızlık öldürüyor. Rant öldürüyor.

Afet sonrası yeniden inşa mı? Aynı hatanın kopyası mı?

Afet sonrası “yeniden inşa” bizim ülkede ne demek?

Hız. Her şey hız.

“Bir yılda bitireceğiz.”

“Altı ayda teslim.”

“Rekor sürede.”

Peki doğruluk?

Peki plan?

Peki zemin?

Peki altyapı?

Peki doğa?

Peki sosyal doku?

Hız…Hız, yanlış yapmayı da hızlandırır. Aynı yere…aynı yoğunlukla…aynı akılla…yeniden bina dikiyorsan…Sen yeniden inşa etmiyorsun. Sen yeniden risk üretiyorsun. Bu yüzden “Biz ders aldık” cümlesi bu ülkenin en büyük yalanı. Ders almak… aynı hatayı tekrar etmeyi bırakmak demektir. Biz tekrar etmeyi bırakıyor muyuz? Hayır. Yanlış plan kararları alınıyor. Sonra bir deprem daha geliyor. Dere yatağına bina yapılıyor. Sonra bir sel daha geliyor. Ormana sıfır ev yapılıyor. Sonra bir yangın daha geliyor. Bu ders değil. Bu, inat. İnat değil hatta…Bu, düzen.