Haklarını almak için Ankara’da direnişe devam eden Doruk Madencilik işçileri dün Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek isteyince polis ablukasına ve biber gazına maruz kaldı.
Aylardır emek verdikleri fakat karşılığını alamadıkları için yürüyerek başlattıkları eylemi büyük bir iradeyle devam ettiren Mihalıççık madeninde çalışan işçiler hepimize ders veriyor.
Her birinin ailesi, her birinin ayrı hikayesi ve maalesef hepsinin ortak bir acısı var. Artık bu topraklarda yaşamak direnişe, direniş acıya dönüşüyor. Mikrofon uzatılan işçiler ideolojik bir kaygı gütmeden korkmadan soruyor: Yıldız Holding devletten büyük mü?
Değil.
Devlet, Yıldız Holding’e göz yumuyor. Ve göz yummaya da devam edecek; çünkü bu tutum sadece yanlış yönetim değil, bin işçinin maaş ve tazminatını vermemek hiç değil.
Sömürü.
*
“Yerin yedi kat altını deldik bu barikatı mı yıkamayacağız!” diyor bir işçi barikata karşı. Hedefi barikat değil, sömürü. Sömürüyü yıkacak işçiler omuz omuza.
Ama karşılarında sadece bir barikat yok; görmezden gelinen haklar, ertelenen adalet ve sessiz kalınan bir sömürü düzeni var.
O barikat yıkılsa da yıkılmasa da işçilerin sesi artık duyuluyor ve bu ses, yalnızca kendi hakları için değil, bu düzene mahkûm edilen herkes için yükseliyor.
Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde kısılan ses, Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda yükseliyor. Daha da yükselecek. Bu ses yükseldikçe Türkiye’de duyulacak.
*
Ne acıdır ki, yerin yedi kat altından yükselen bu ses Eskişehir’de yankı bulmuyor. Eskişehirli siyasetçiler Ankara’ya gidip barikatın ve Yıldız Holding’in karşısında durması gerekirken, suskunlukları her geçen gün ağırlaşıyor.
Mihalıççık Belediye Başkanı Haydar Çorum, 12 Nisan’da Koyunağlı köyünden sabah erken saatinde Ankara’ya yürüyecek olan işçileri uğurladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer, Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan TBMM’de konuk etti, eylemleri sırasında Kurtuluş Parkı’nda omuz verdi.
CHP’nin Belediye Başkanları Toplantısı için Ankara’ya giden Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt,da işçileri ziyaret ederek mücadelede yanında olduklarını hatırlattı.
*
Yapılan bu ziyaretler elbette kıymetli. Ancak yeterli mi?
Evet, Eskişehir gündemi de ülke gündemi kadar kalabalık. Eğitimde şiddet, peş peşe verilen özelleştirme kararları birbirini kovalıyor… Ama öncelik hala ve her şeyden önce emeğinin karşılığını alamayan işçiler olmalı!
Kurtuluş Parkı’ndaki bu haykırış, Eskişehir’de cılız kalmamalı. Kent milliyetçiliğine sığınmadan önce kendi topraklarımızda bu direnişi büyütmeli; işçinin sesine ses, nefesine nefes olmalı sonra da Ankara’da sahipsiz bırakmamalıyız.
*
Ziyaretler yapıldı, fotoğraflar verildi ama bununla kalmamalı.
Şimdi hesap sorma zamanı.
Bir sandıkla devrin değişeceğini vurgulayan muhalefet; sivil toplumuyla, siyasetçisiyle haksızlığınkarşısında ‘Eskişehir’ olarak açık ve kararlı bir duruş sergilemeli.
Bu yarım kalan dayanışma kendini aşmalı…
Çünkü emek ve emekçi unutmaz; yarım kalan dayanışmayı da geciken cesareti de!