Memlekette yaşanan kavram kargaşası içerisinde mumla aranan dürüstlük,nezaket ve samimi halkçı duruş bu meşhur anekdotla tekrar hatırlanılmalı diyorum.

Tam 22 yıl önceydi. Kanal D için bir belgesel vardı. Türk Yunan ilişkilerini Osmanlıdan bugüne; resmi tarihin değil, yaşayanların dilinden anlatan bir belgesel. Böyle bir belgesel, Bülent Ecevitsiz düşünülebilir mi? Kendisini aramış gazeteciler ve hiç nazlanmadan randevu vermiş. Suadiye'deki yazlık evlerinde kalıyorlarmış o ara. Kalabalık bir çekim ekibi olarak gitmişler. Ecevit, Türkiye'nin o güne kadar yaptığı diplomatik ve insani hataları büyük bir samimiyetle anlatmış, bu konuda yazdığı şiirleri okumuş... Rahşan Hanım'ın ünlü çay ikramını, yaz meyveleri izlemiş. Sohbet uzadıkça uzamış. Sonunda, bir sonraki çekime yetişmek için izin isteyerek ayrılmışlar

Aşağıya inince, arabanın anahtarlarını yukarıda unuttuğunu farketmişler ve geri dönmüşler. 'Hayrola?' diye karşılamışlar Ecevit çifti kapıda.
'Otomobilin anahtarı' demiş, 'sanırım sehpanın üstünde kaldı...' Hep birlikte içeri girmişler. Sehpada yok, koltuğun altında yok, balkon, tuvalet, evde girip çıktığım her yer köşe bucak arandı, yok Allah yok! Sonunda Rahşan Hanım 'Sakın meyve kabuklarıyla birlikte çöpe atmış olmayayım...' diye mırıldanmış. 'Mutfağa gidelim' demiş Bülent Bey. Hep birlikte mutfağın yolunu tutmuşlar. Yere gazete serilmiş, çöp boşaltılmış, didik didik aranmış, orada da yokmuş.Gazeteci utanç içinde. Verdiği zahmetten dolayı özür üzerine özür diliyor. Tam ayrılmak üzere, Bülent Bey 'Bir dakika...' deyip salona dönüyor. Bir ara etrafında oturduğumuz salon masasının örtüsünü kaldırıp altına girmiş. Yerde diz çökmüş, emekleyerek, masanın altında benim anahtarları arıyor. (Yıl 1994, Ecevit'in hala Ecevit olduğu dönem. O yıl partisini 75 milletvekiliyle solun birinci partisi olarak çıkarmıştı seçimlerden...) Bülent Bey yerde emeklerken, elini ceketinin sol cebine atmış ve anahtar eline gelmiş. Bülent Bey iki büklüm yerde, evin altı üstüne gelmiş, nasıl söylenir 'Kusura bakmayın cebimdeymiş...' diye? Tabii ki söyleyememiş, 'Lütfen, daha fazla yorulmayın, evde yedek anahtar var' filan diye bir şeyler gevelemiş ve ayrılmış. Bülent Ecevit'in, bir gazetecinin anahtarını yerlerde emekleyerek aramasını ise, hiç unutmadım.

Daha sonra, olan biteni anlattığım bir psikolog arkadaşım 'Ecevit senin 'tevazu' dediğin tarzı yüzünden hiçbir zaman tam anlamıyla iktidar olamayacak' dedi, 'Siyasette başarılı olmak için başka kişilik özellikleri gerekiyor'

Bülent Ecevit'i izlediğim bir programı anımsıyorum, Mehmet Ali Birand'a Köy Kent Projesini anlatıyordu. Ecevit demek, her şeyden önce Köy Kent demek. Proje, Ordu'nun Mesudiye ilçesinde hayata geçtiğinde, '30 yıllık rüyam gerçekleşti' demişti. Öğreniyoruz ki, proje çerçevesinde yapılan konutların yüzde 70'i boş kalmış. Dahası, o bölgeden Ecevit'e sadece 4 oy çıkmış. Ömrünün 50 yılını siyasete vermiş, beş kez başbakanlık yapmış bir insanın, 30 yıllık rüyasının karşılığı 4 oy. Gazetecilere karşı nezaketini hiçbir zaman eksiltmeyen şair Başbakan'ın rüyası, hayra yorulmuyor.

Şiire yakınlığıyla tanınan başka bir siyasetçi daha var ortada. Gazetecilere efelenen, onlara hadlerini bildiren... İnsanlarımız kendisine tapıyor, ne güzel bir ortam.