Toplumumuzun kanayan yaralarından biri, çocuk yaşta yapılmak zorunda bırakılan evlilikler…
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bu konuda düzenli olarak yayımladığı veriler, meselenin ne denli ciddi olduğunu ortaya koyuyor.
TÜİK’in 2024 yılına ilişkin verilerine göre, o yıl Türkiye’de resmi nikahla 9 bin 971 çocuk evlendirildi.
Yeni Partili Aylin Nazlıaka da bu yıl nisan ayında yaptığı açıklamada, son 5 yılda yaklaşık 70 bin çocuğun evlendirildiğini ifade etti.
Bakın…
Bu evlilikler 50 yıl önce yaşanmadı.
2026 yılında hala çocuk yaşta evliliklerle karşılaşıyoruz.
Üstelik bu çocukların çok büyük bir bölümünü kız çocukları oluşturuyor.
Bu arada bu veriler tabii ki sadece bilinenler…
Bilinmeyenlerle beraber kim bilir bu rakamlara daha ne kadar yükseliyor…
Önüne geçilemeyen, vicdanları kanatan bu toplumsal sorun günümüzde de devam ederken önceki gün beni oldukça rahatsız eden bir sahneyle karşılaştım.
Yeni eğitim öğretim yılı nedeniyle Osmangazi İlkokulu’nda bir açılış töreni gerçekleştirildi.
Törende öğrenciler halk oyunları gösterisi sergiledi.


Ancak bir bölümde dansçılardan erkek öğrencinin damat, kadın öğrencinin ise gelini temsil ettiği bir kısım vardı.
Gelini arkadaşları hazırladı, gelin telleri ve başına bir örtme takıldı ve sahneye çıktı.
Damat da gerine geriye cebinden çıkardığı beşi bir yerde altını geline taktı.
Daha sonra kız öğrenci ile erkek öğrenci birlikte devam etti yoluna.
Halk oyunlarının toplumumuzun kültürünü ve yaşayış biçimini yansıttığının farkındayım.
Ancak her anın yansıtılmasına gerek var mı gerçekten?
Ya da onca yöre ve oyun varken neden özellikle bu gösteri tercih edildi?
Buna kim karar verdi ve neden kimse bu uygun değil demedi?
İşin uzmanı değilim, çocuk psikolojisinden kendi çocuğumdan deneyimlediğim kadar anlıyorum.
Ancak bu görüntü beni rahatsız ediyor.
Küçücük çocuklara temsili evlilik yaşatılmasını hoş karşılayamıyorum.
Buna gerek olduğunu da düşünmüyorum.
Hele ki çocuk evliliklerini 2026 yılında dahi aşamayan bir ülkede…