Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz derler.

Ama bazı hırsızlıklar vardır ki çalınan eşyanın değerinden çok, toplumun geldiği noktayı düşündürür.

Eskişehir'in Yeşiltepe Mahallesi'nde yaşananlar tam da böyle...

Vatandaşların kapılarının önüne bıraktığı su damacanaları, hatta damacanaların altına koydukları paralar bile çalınıyor.

Özipek Sokak'ta bir çocuğun damacananın altındaki parayı aldığı anlar güvenlik kamerasına yansıdı.

Yeşiltepe Mahalle Muhtarı Meryem Kuş Açıkgöz ile görüştüm.

Anlattıkları oldukça düşündürücü.

Günde en az 5-6 hırsızlık şikayeti aldığını söylüyor.

Üstelik mesele yalnızca damacana değil. İnternet kablolarından bahçelerdeki motorlara, evlerin kapılarından pencerelerine kadar birçok eşyanın çalındığını anlatıyor.

Mahallede yaşayan İsmigül Aldemir, evine duvarı delinerek girildiğini, yıllar içinde üç kez hırsızlık yaşadığını söyledi.

61 yaşındaki Abdullah Küçük ise geçmişte komşularına evinin anahtarını emanet ettiklerini, bugün kapının önüne damacana bırakmaya korktuklarını anlattı.

İşte asıl mesele burada!

İnsanlar yalnızca eşyalarını değil, yaşadıkları mahalleye duydukları güveni de kaybediyor.

Muhtar Açıkgöz'ün bir sözü özellikle dikkat çekici:

"Eğitim evde başlar, okulda devam eder. Herhalde biz evde eğitim vermeyi unuttuk çocuklarımıza."

Çocukların karıştığı iddia edilen hırsızlık olayları, yalnızca polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir mesele değil. Ailelerin, okulların ve ilgili kurumların da üzerine düşen sorumluluklar var.

Elbette emniyet birimlerinin de bu şikayetleri dikkate alarak gerekli çalışmaları yapması gerekiyor.

Bugün bir damacananın altındaki paraya göz diken anlayışa karşı sessiz kalınırsa, yarın daha ciddi olayların yaşanmasından endişe etmek kaçınılmaz.

Unutmayalım...

Çalınan para yerine konur ama kaybolan güveni yeniden kazanmak kolay değildir.

OKULLAR AÇILDI, HASTANE KORİDORLARI DOLDU!

Yunus Emre Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Polikliniği'nde dikkat çekici bir yoğunluk vardı.

Çocuklarını muayene ettirmek için bekleyen aileler, hastane koridorlarını doldurmuştu.

Edindiğim bilgilere göre, okulların açılmasının henüz üçüncü gününden itibaren hasta başvurularında belirgin bir artış yaşanmış.

Havaların soğumasıyla birlikte yoğunluk devam ediyor.

Aslında şaşırtıcı değil.

Çocuklar yeniden kalabalık sınıflarda bir araya geldi. Kapalı ortamlar, mevsim geçişi ve bulaşıcı hastalıklar derken hastane ziyaretleri de arttı.

Ancak burada ailelere de önemli sorumluluklar düşüyor.

Özellikle hasta çocukların okula gönderilmesi meselesini önemsiyorum.

Çalışan anne babaların yaşadığı güçlükleri elbette biliyorum. Ancak ateşi olan, kendisini iyi hissetmeyen bir çocuğun derslerinden geri kalmasın diye okula gönderilmesi, hem kendi sağlığını hem de arkadaşlarının sağlığını riske atabiliyor.

Okulların temizliği, sınıfların havalandırılması ve çocuklara hijyen alışkanlığının kazandırılması da ihmal edilmemeli.

Bir diğer konu ise sağlık çalışanlarının artan iş yükü.

Bir tarafta endişeli aileler, diğer tarafta muayene bekleyen çocuklar...

Bu yoğunluğun yönetilmesi herkes için ayrı bir sorumluluk.

Şunu da hatırlatmakta fayda var:

Her hastalık antibiyotik gerektirmez. Tedavi konusunda doktorların önerilerine uyulmalı.

Çocuklarımızın sağlığını yalnızca hastane koridorları dolduğunda hatırlamamalıyız.

Çünkü sağlık, kaçırılan birkaç ders saatinden çok daha önemli.

KISSADAN HİSSE: KIRIK PENCERE

Bir binanın camı kırılmış.

Günler geçmiş, kimse onarmamış.

Bir süre sonra başka camlar da kırılmış. Ardından bina bakımsızlığa terk edilmiş.

Sosyal bilimlerdeki ünlü "Kırık Pencereler Teorisi" de küçük düzensizliklerin görmezden gelinmesinin daha büyük sorunlara zemin hazırlayabileceğini anlatır.

Elbette her küçük ihmal mutlaka büyük bir soruna dönüşmez.

Ama zamanında müdahale etmenin önemini de unutmamak gerekir.

Kıssadan hisse: Bir camı onarmak kolaydır, bütün bina yıkıldıktan sonra duvar örmek zordur.