Türkiye'nin gündemine oturan Afyonkarahisar'daki korkunç saldırı hepimizi derinden sarstı. Sekiz kişinin hayatını kaybettiği, bir kişinin ağır yaralandığı olayın ardından ortaya çıkan ayrıntılar ise kan dondurucu.
İlk ifadelere yansıyan iddialara göre saldırının başlangıcında bir biçerdöver alışverişinden kaynaklanan alacak verecek meselesi var. Ancak üç kişinin öldürülmesiyle başlayan olayın ardından başka insanların da araçlarını gasp etmek amacıyla hedef alındığı öne sürülüyor.
Haberin ilk ulaştığı an...
O sırada Odunpazarı Belediye Meclisi toplantısındaydım. Gelişmenin büyüklüğünü fark ettiğimiz anda toplantıyı erken terk etmem gerekti. Çünkü Türkiye'nin konuşacağı çok önemli bir olay yaşanıyordu.
Gece boyunca gelişmeleri sahada takip ettik. ES TV aracılığıyla yaşananları Eskişehir'e ve Türkiye'ye aktarmak için yoğun bir çalışma yürüttük. Olayla ilgili görüntülerimiz ve sosyal medya aktarımlarımız milyonlarca kişiye ulaştı.
Böylesi olaylarda gazeteciliğin sorumluluğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Hızlı olmak önemli ama doğru olmak çok daha önemli. Henüz netleşmemiş bilgileri kesinmiş gibi aktarmamak, iddiaları iddia olarak vermek gerekiyor.
Çünkü gazetecilik yalnızca ilk görüntüyü paylaşmak değil, yaşananları doğru biçimde kamuoyuna aktarmaktır.
Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralıya acil şifalar diliyorum.
ZEYNEP BEBEK'TEN GELEN ACI HABER
Eskişehir'in tedavisi için seferber olduğu Zeynep Birgül'den gelen ölüm haberi acı bir gelişmeydi elbette…
Henüz 6 aylıkken SMA Tip 1 teşhisi konulan Zeynep bebek için kent genelinde büyük bir yardım kampanyası yürütülmüştü. Gönüllüler, hayırseverler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yöneticiler el ele vermiş, hedeflenen bağış miktarına ulaşılmıştı. Zeynep, yurt dışında gen tedavisi görerek Temmuz 2025'te ailesine kavuşmuştu.
Ben de bu süreçte yardım amacıyla düzenlenen çok sayıda sosyal medya canlı yayınına katıldım. Kaç yayına dahil olduğumu hatırlamıyorum.
Her yayında aynı umut vardı. Biraz daha bağış, biraz daha destek… Çok sayıda gönüllünün ölçülemeyecek emeğiyle Zeynep'in tedavisine kavuşması sağlanmıştı.
Ancak ne yazık ki küçük Zeynep, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti. Kalbi üç kez durmuştu.
Çok üzgünüm.
Bir çocuğun hayatı için bu kadar insanın seferber olduğu mücadelenin ardından böyle bir haber almak kolay değil. Ama geriye bir şehrin, tanımadığı bir çocuk için nasıl kenetlenebildiği de kaldı.
Zeynep'in mücadelesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Küçük Zeynep melek oldu…Ailesine sabır diliyorum.
HELAL OLSUN NAKİ ABİ!
Gazetecilikte mesleğe verdiği emekle örnek olan Ali Naki Erdoğan…
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinde öğrencilerle buluşan Naki Abi, yaklaşık 40 yıllık gazetecilik deneyimini gençlerle paylaşmış.
Anlattıkları arasında öyle bir hikaye var ki… Bir gece Seyitgazi otobüsünü kaçırıp kalacak yer bulamayınca gazetenin matbaasında kaloriferin yanında uyuyakalıyor. Daha sonra kendisine arşiv odası hazırlanıyor ve tam 10 yıl gazetede kalıyor.
Hastanelerde, ambulanslarda uyuduğu günlerden tehditlere, dayaklara, elinden alınan fotoğraf makinelerinden yırtılan filmlere kadar mesleğin bütün zorluklarını yaşamış.
Ama en dikkat çekici cümlesi şu:
"Bu meslek önce içinizden, yüreğinizden gelecek."
Genç gazetecilere verdiği "Muhabirlik gezmekle olur" tavsiyesi de çok kıymetli. Sahaya çıkmadan, insanlarla konuşmadan, sokakları dolaşmadan gazetecilik yapılmaz. Haber çoğu zaman toplantı salonunda değil, o salonun dışında yaşananlarda saklı.
Bir başka önemli tavsiyesi ise rutin haberden bile özel haber çıkarmak. Herkesin gördüğünü görmek değil, herkesin arasından farklı olanı fark edebilmek…
Üstelik emekli olduktan sonra 15 gün bile gazetecilikten uzak kalamadı.
Oysa bana yıllarca, emekli olduğu gün fotoğraf makinesini Porsuk Çayı’na atacağını söylemişti…
Teknoloji değişebilir, haberin üretim biçimi dönüşebilir ama gazeteciliğin temelinde merak, gözlem ve insanla temas var olmaya devam edecek.
Naki Abi'yi kutluyorum. Gençlerle deneyimlerini paylaşması çok kıymetli. Helal olsun Naki Abi!
HALI SAHADAN BARCELONA'YA UZANAN HİKAYE
Eskişehir'den güzel bir başarı hikayesi daha…
Başlangıçta yalnızca akşamları halı sahada futbol oynayıp stres atmak isteyen bir arkadaş grubu, bugün uluslararası bir organizasyonda Türkiye'yi temsil etmiş durumda.
Doktor, öğrenci, fabrika çalışanı ve farklı mesleklerden insanların bir araya geldiği takım, önce Eskişehir şampiyonluğu, ardından Türkiye üçüncülüğü elde etti. Sonrasında kendilerini İspanya'nın Barcelona kentinde düzenlenen EMF Şampiyonlar Ligi'nde buldular.
Grup aşamasında turnuvaya veda etseler de buraya kadar gelmek başlı başına önemli bir başarı.
Takımın kurucularından Batuhan Adalıoğlu'nun şu sözü olayı özetliyor:
"Ter atmak için gelmiştik, işin sonu Barcelona'ya kadar gitti."
Takımın oyuncularından Onur Sucu'nun performansıyla Minifutbol Milli Takımı'nın geniş oyuncu havuzuna dahil edilmesi de bu yolculuğun ayrı bir kazanımı.
Bence hikayenin en güzel tarafı şu: Farklı mesleklerden insanlar, ortak tutkularının peşinden giderek hayallerinin çok ötesine ulaşabiliyor.
Eskişehir'i Barcelona'da temsil eden ekibi kutluyorum. Bu yolculuğun devamının gelmesini diliyorum.
KISSADAN HİSSE: MASANIN ALTINDAKİLER
NassosVakalis'in yönettiği 2014 yapımı "DinnerforFew" (Azınlık İçin Akşam Yemeği), yaklaşık 10 dakikalık, diyalogsuz bir animasyon.
Filmde büyük bir masada oturan domuzlar, önlerine gelen yiyecekleri tüketirken masanın altında kalan kediler artıklarla yaşamaya çalışıyor. Domuzlar doyumsuzca yemeye devam ediyor, kediler ise kırıntılar için mücadele ediyor.
Bir süre sonra kediler birleşerek bir kaplana dönüşüyor ve masadakilere karşı harekete geçiyor. Ancak düzen değişiyor gibi görünse de garson yeni bir oda hazırlıyor, masa yeniden kuruluyor ve aynı çark dönmeye başlıyor.
Film, yalnızca zengin ve yoksul arasındaki uçurumu değil, gücün ve kaynakların kimlerin elinde toplandığını da sorgulatıyor.
Çıkarılacak ders oldukça açık:
Bir toplumda sorun yalnızca masanın başında oturanların kim olduğu değildir. O masanın nasıl kurulduğu ve masanın altında kalanların neden hep aynı kişiler olduğu da sorgulanmalıdır.
Çünkü bazen değişen yalnızca masadakilerdir. Düzen ise yerli yerinde durur.