İlköğretimden ortaöğretime geçiş sürecinde dünyada birbirlerinden farklı yöntemler uygulanmaktadır. Genel olarak; '4. sınıftan başlayan yönlendirmeler, öğretmen görüşleri, okul başarı puanları, okul bitirme sınavı sonuçları ya da merkezi sınav' gibi birkaç farklı ölçütü 'harmanlayan' modeller daha yaygındır.
Türkiye'yi bu konuda diğer ülkelerden ayıran özelliklerin başında ülkenin sosyokültürel ve ekonomik dinamiklerinin baskınlığı ile okullarımız arasında nitelik ve kalite açısından büyük farklılıkların oluşması gelmektedir.
SINAV MERKEZLİ EĞİTİM...
Son on beş yılda Türkiye'de ilköğretimden ortaöğretime geçişte LGS, OKS, üç aşamalı SBS, tekli SBS ve son olarak da TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) sistemi uygulandı.
Tüm bu sistemlerin içinde farklı görevlerde yer alan bir eğitimci olarak, uygulanan sistemler içinde en iyisinin 'bazı eksikliklerine rağmen' mevcut LGS' den önceki 'TEOG' olduğunu; 'en kötüsünün, en adaletsiz olanının ' ise şu anda uygulanan LGS (Liselere Geçiş Sistemi) olduğunu söyleyebilirim.
Sekizinci sınıfta, altı dersin yazılı sınavlarından birinin her dönemde merkezi sınavla yapılması, sınavların iki gün içinde gerçekleştirilmesi, telafi sınavı olanağı verilmesi, okul başarı puanlarının sınav puanına katkısı gibi hususlar TEOG'u önceki sınav uygulamalarından daha farklı kılıyordu.
2018'de 'bir gece ansızın' TEOG sistemi uygulamadan kaldırıldı.
Sınav kalkacak diye sevinenler kısa süre yanıldıklarını anladılar.
Önce okullar 'nitelikli-niteliksiz' olarak ikiye ayrıldı ve nitelikli okullara merkezi sınavla toplam öğrencinin ancak %10'unun girebileceği anlaşıldı. Geriye kalanların 'Mahalli Yerleştirme' ile evlerine en yakın istedikleri okula gidebilecekleri açıklandı. Ancak, öğrenciler bu kez de oluşturulan kayıt alanlarına göre; gitmek istedikleri ama kendi kayıt alanında yeterli sayıda olmayan Anadolu liseleri yerine zorunlu tercih sayısı dayatmaları ile başta imam hatipler olmak üzere istemedikleri okul türlerine yönlendirildiler.
Bu okullara gitmek istemeyen öğrencilere 'açık lise, mesleki eğitim merkezleri (çıraklık eğitimi) ya da özel okullara' gitmekten başka seçenek bırakılmadı.
FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ DERİNLEŞTİ!..
Yeni sistemler, toplumsal ayrışmalara, sınıfsal çatışmalara yol açacak olumsuzluklar içermemelidir. Yeni (!) LGS, okullarımızı nitelikli- niteliksiz liseler, proje okulları gibi sınıflara ayırmaktadır. Üstelik bu okulların belirlenmesinde hiç bir bilimsel ilke veya değerlendirme çalışması yoktur. Bu sınıflamalarla liseler ve öğrenciler adeta hiyerarşik bir yapılanma kıskacına alınmıştır
Sınavı kazanamadığı takdirde 'niteliksiz bir okula' gideceği algısı, istemediği okullara gönderileceği kaygısı ergen yaştaki çocuklarımızda büyük travmalara yol açmaktadır.
Sınavla öğrenci alan nitelikli okul sayıları ve kontenjanlarının düşük olması eğitimde fırsat eşitsizliğini daha da derinleştirmektedir.
Bu sistem, okul ayrımcılığı ile örselenen, gidebileceği okulun kendisine iyi bir gelecek yaratamayacağı umutsuzluğuna kapılan, özel okullara gidebilecek olanakları olmayan 2 milyona yakın çocuğu açık liseye göndererek örgün eğitimin dışına itmiştir. Daha da kötüsü, yüz binlerce çocuğumuz okumaktan umudunu keserek okullarını terk etmeye başlamıştır.
NİTELİKLİ EĞİTİM HER ÇOCUĞUN HAKKIDIR..
Bu yıl merkezi sınavda; bilgisayarı, interneti hatta televizyonu olmadığı için uzaktan eğitim derslerine tam katılamayan öğrenciler tüm örgün eğitim müfredatından sorumlu tutularak adeta yok sayıldılar..
Bu koşullarda; kendi kurdukları sistemlerle tüm müfredatı aktararak öğrencilerini sınava hazırlayan özel okulların dışında; kamusal alanda eğitim gören öğrencilerin sınavda başarılı olarak nitelikli bir okula girme şansları oldukça azalmıştır.
Çok acı ama; LGS artık, sayıları hızla artan ve öğrenci bulmakta zorlanan özel okullar ile imam hatiplere öğrenci kazandırma amaçlı kurgulandığı düşünülen ve 'nitelikli seküler eğitimi' giderek yüksek gelirli kesimin ayrıcalığı haline getirmeye başlayan, dar ve orta gelirli ailelerin çocuklarını eğitimden soğutan 'dünyanın en adaletsiz sistemine' dönüşmüştür.