30 Ağustos Zaferi, 19. yüzyılın en önemli dünya sorunlarından biri olan Şark Sorunu’nason noktayı koyan bir zaferdir.

Anadolu’yu işgal edenlerin ülkemizi tamamen terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos zaferi ülke topraklarının işgalcilerden geri alındığı günü temsil eder.

HEM ASKERİ HEM SİYASİ ZAFER…

Kurtuluş Savaşı’nda zaferi getiren güç, askeri olduğu kadar siyasidir.

Zaten, Mondros Ateşkes Antlaşması ile, toprakları işgal edilmiş, ordusu dağıtılmış, silahları elinden alınmış bir devletin askeri gücünden eser kalmamıştı.

Ülkeyi yönetenler dahil, çoğu kişinin kurtuluş önerileri başka devletlerin himayesine girmekten öteye geçemiyordu. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ni başlatan önderler ise, mücadelenin başlangıç aşamasında en önemli gücün milletin iradesi ve topyekûn desteği olduğuna inanmışlardı. Bu inançla ilk günden beri “milli iradeye dayalı bir siyasi örgütlenmeyi kurup harekete geçirmeyi” askeri örgütlenme kadar önemsiyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa’nın, mücadelenin hazırlık sürecinde İstanbul’dan Samsun’a, Amasya, Erzurum ve Sivas’a oradan da Ankara’ya uzanan zorlu yolu izlemesinin asıl amacı budur. Bu yolculuk sürecinde askeri gücün yok denecek kadar zayıf olduğuna dikkat edilmelidir.

SAVAŞ İÇİNDE BİLE DEMOKRASİ…

Birçok ülkede savaş koşulları, mevcut demokratik düzenin bir süre durdurulmasına, olağanüstü önlemlerle kısıntıya uğratılmasına yol açar.

Tarih boyunca iktidarı ele geçiren diktatörler, diktatörlüğe özenenler ya da güç zehirlenmesine uğrayanlar savaşları her zaman iktidarlarını ya da saltanatlarını sürdürebilmek için bulunmaz bir fırsat (!) olarak görmüşlerdir.

Kurtuluş Savaşı ise, bağımsızlık mücadelesinin yanı sıra demokrasiye giriş için bir başlangıç oluşturmuştur.

En başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurtuluş mücadelesine önderlik yapan kadroların farkı burada ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de demokrasinin temel kurumu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş yıllarında kurulup gelişmiştir.

Bu süreçte yapılan antlaşmalardan, Başkomutanın yetkilerine kadar belirleyici/ onaylayıcı konumda olan ve etkili bir muhalefet grubuna sahip olan TBMM’nin varlığından hep güç alınmış, gerektiğinde seçimlerin yenilenmesi için kararlar alınmış ama kapatılması asla düşünülmemiştir.

Büyük Zafer öncesinde ve sonrasında yaşanan tüm siyasi gelişmeler, düşman karşısında sadece bir savaşı kazanmanın ötesinde; emperyalizmin ülkeden kovulması sonrası, siyasal devrimlerin ve ulus egemenliğine dayalı bir Cumhuriyetin ön hazırlığının yapıldığını göstermiştir.

DESTAN DEDİĞİN……

Birinci Dünya Paylaşım Savaşı sonrası, emperyalizmin manda ve himaye yönetimleri ile sömürü alanlarını genişlettiği bir dönemde, Kurtuluş Savaşı ile sömürgecilere diz çöktürülmesi; üstelik bu mücadelenin milli meclis ile yapılması tüm mazlum milletlere örnek olmuştur.

104.yıl dönümünü onurla kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı; esarete karşı özgür bir yaşam için mücadele verenlerin başarılı olabileceğini tüm dünyaya kanıtlayan tarihi bir adımın atıldığı ve bir halkın yeniden ayağa kalkarak ulusal kimliğini ilan ettiği onurlu bir sürecin destanıdır.

Destan dediğinde tam böyle olur zaten !..