İstiklal Mahkemeleri hakkında, eskiden beri türlü tartışmalar yapılagelmiştir. Konu ile ilgili H.V.Velidedeoğlu'nun görüşleri önemlidir ;

'İstiklal Mahkemeleri, Milli Mücadele tarihinin, TBMM'nden ve ordudan sonra en önemli kuruluşlarıydı. Eski tarihimizde, bir ara Anadolu'yu saran anarşiyi nasıl ki, Kuyucu Murat veya Köprülü Mehmet Paşaların korku ve dehşet salan sert eylemleri kurtarmışsa, Milli Mücadele yıllarında da, cephelerin yıkılması ve Anadolu'nun içinden çökmesini, bu İstiklal Mahkemelerinin gerçekten şiddetli eylemleri önlemiştir, bundan hiç şüphe edilmemelidir'

Mustafa Kemal'in konu ile ilgili düşünceleri ise meseleyi günün şartlarında yorumlamak gerektiğini bir kez daha doğrulamaktadır ;

'İstanbul'a düşmanın girişinden sonra başlayan bir takım yıkıcı akımlara, olaylara, ayaklanmalara değinmiştik. Bunlar, tez elden yurdun her yerinde birbiri ardınca belirdi ve sürüp gitti. İstanbul'da, Damat Ferit Paşa, ivedi olarak yeniden işbaşına getirildi. Damat Ferit Paşa Hükümeti ve İstanbul'da bütün yıkıcı ve hain örgütleriyle, bütün düşmanlar ve Yunan ordusu elbirliğiyle bizi yıkmak için çalışmaya başladılar. Bu ortak saldırı siyasetinin dayanağı da, Padişah ve Halifenin, içinde düşman uçakları da bulunan her türlü araçlarla yurda yağdırdığı, padişaha karşı ayaklanma fetvası idi. Bu genel, çeşitli ve haince saldırılara karşı biz de, daha meclis açılmadan önce, Afyonkarahisar'da, Eskişehir'de ve bütün demiryolu boyunda bulunan yabancı askerlerini, Anadolu'dan çıkararak Geyve, Osmaneli, Carablus köprülerini yıkarak ve meclis toplanır toplanmaz, Anadolu'daki yüksek din bilginlerinden fetva alarak karşı tedbirlere giriştik. 1919 yılı içinde, ulusal girişimlerimize karşı başlayan iç ayaklanmalar, hızla yurdun her yanına yayıldı. Tutuşan kargaşa ateşleri bütün yurdu yakıyor, hainlik, bilgisizlik, düşmanlık ve bağnazlık dumanları bütün yurt göklerini, yoğun karanlıklar içinde bırakıyordu. Ayaklanma dalgaları Ankara'da karargahımızın duvarlarına kadar çarptı. Karargahımızla kent arasındaki telefon ve telgraf tellerini kesmeye varan kudurgan davranışlar karşısında kaldık. Batı Anadolu'nun, İzmir'den sonra, yeniden önemli bölgeleri de Yunan ordusunun saldırılarıyla çiğnenmeye başlandı. Dikkate değer ki, sekiz ay önce, ulus, Heyet-i Temsiliye ile birlik olarak, Damat Ferit Hükümetiyle ilişkiyi ve haberleşmeyi kesmişken, Ali Galip'in girişimi gibi, tek tük olaylardan başka böyle genel ayaklanma olmamıştı. Bu kez ortaya çıkan yaygın ve genel ayaklanmalar, sekiz ay içinde yurtta çok hazırlık yapıldığını gösteriyordu. Damat Ferit Hükümeti'nden sonra kurulan hükümetlerle, ulusal bilincin korunması ve pekiştirilmesi yolundaki çekişmelerimizin ne kadar haklı nedenlere dayandığı çok acı olarak bir daha anlaşılıyordu'.

Yaşanılan işgaller, isyanlar, ayaklanmalar, ihanetler ve asker kaçaklarını yargılayacak özel mahkemelerde Büyük Millet Meclisi üyelerinin görev almaları öngörülmüş ve adına da 'İstiklal Mahkemesi' denilmiştir. 21 sayılı yasaya göre bu mahkemelerin üç üyesi bulunacaktır ve bunlar mecliste salt çoğunlukla seçileceklerdir. Üyeler kendi aralarından birini başkan seçeceklerdir. Yasanın 1. Maddesinde kimlerin İstiklal Mahkemesinde yargılanacakları şöyle belirtilmektedir ;

'Eylemli (muvazzaf) ve gönlü ile askerlik hizmetine girip de firar edenler veya her ne biçimde olursa olsun firara neden olanlar ve kaçanları yakalama, bir yere gönderme işinde kayıtsızlık gösterenler ve kaçanları saklayan, giydirenler hakkında, sivil ve askeri yasalarda bulunan hükümler ve gerektiğinde bunların dışında ceza kararlarına bağımsızca hükmetmek ve bunları uygulamak'

Asker kaçaklarına ilişkin her türlü davalar bu özel mahkemeye verilirken ona çok geniş yetkiler de tanınmaktadır. Yürürlükteki ceza yasalarının içerdiği hükümler dışında, İstiklal Mahkemeleri kendi inançlarına göre daha başka kararlar da alabilecek ve bunları da uygulayabilecektir. Çünkü yasanın 4. Maddesi bu mahkemelerinin verecekleri kararların kesin olduğunu da belirtmiş ve bütün devlet güçlerini o kararları uygulamakla yükümlü kılmaktadır. Mahkemelerin sayısı ve görev alanları, Bakanlar Kurulu'nun önerisi üzerine yine Büyük Millet Meclisince saptanacaktır.

Türk Kurtuluş Hareketi'nin yaşandığı dönemde çıkartılan bu yasada 29 Ekim 1793 tarihinde kurulmuş olan 'Fransız İhtilal Mahkemeleri'nden esinlenildiği de bir gerçektir. Yasanın kabul edilmesinden sonra sekiz ayrı yerde mahkeme kurulması kararlaştırılmıştır. Bunlar ; Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı, Diyarbakır'dır. Bu arada mahkemelerin görevlerine ilişkin 1. Maddeye eklenen bent ile 'Vatan Hainliği Yasası' kapsamına giren davaların da bu mahkemelerde görülmesi kabul edilmiştir. Denilebilir ki, böylece İstiklal Mahkemeleri, salt asker firarlarıyla ilgilenen bir kuruluş olmaktan çıkıp, bir 'İhtilal Mahkemesi' niteliği kazanmaktadır. Eklenen bent şu bölümleri içermektedir ;

'Komutanların askeri rütbeler arasında itaat ve disiplin sağlanmasına dayanan hakları ve yetkileri saklı kalmak üzere, vatanın ve halifeliğin kurtuluş ve bağımsızlığı için mücadele eden Büyük Millet Meclisi'nin çalışmasına ve amacına aykırı olarak düşman amaç ve çıkarlarını güçlendirmeye yönelik örgüt kuranlar, kışkırtmada bulunanlar ve kargaşalık yaratanlar ve memleketin maddi ve manevi güçlerini her ne biçimde olursa olsun bozup yıkmaya çalışanlar ve düşman hesabına askeri ve siyasi casusluk edenlerle, 29 Nisan 1920 tarihli Vatana İhanet yasasının kapsadığı hükümlerden dolayı tutuklu bulunanların yargılanmaları ve hükümlerin uygulanması yetkisi İstiklal Mahkemeleri'nin kurulduğu bölgelerde adı geçen mahkemelere verilmiştir'.

Ankara İstiklal Mahkemesi, ilk önce Damat Ferit'i vatana ihanet suçuyla yargılamaya başlamıştır. Sonunda onunla birlikte Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis, Sevr antlaşmasını imzaladıkları, milleti bölüp cinayetlere yol açtıkları için yokluklarında idama mahkum edilmişlerdir. İstiklal Mahkemeleri yurt ölçeğinde 17 Şubat 1921 tarihine kadar çalışmıştır. O tarihte Ankara Mahkemesi dışındakilerin görevlerine son verilmiştir. Bu arada 'İstiklal Mehakimi' adlı yasa ile görevleri yeniden düzenlenir. Buna göre söz konusu mahkemeler, asker kaçakları ve kaçaklara yardım edenle, vatana hıyanet yasasının suç saydığı eylemleri yapanlar, casusluk yapanlar, siyasal amaçlı suikastte bulunanlar, asker ailelerine tecavüz edenler ve seferberlikte taşıt aracı komisyonlarında görevlerini kötüye kullanan, rüşvet alan veya devlet parasını kötüye kullanan görevlilere ilişkin davalara bakacaklardır. Ayrıca bu değişiklikte mahkemelerin vereceği idam kararlarının TBMM'nce onaylanması koşulu da getirilmektedir. Kurtuluş savaşı boyunca etkinliklerini sürdüren İstiklal Mahkemeleri'nde görülen davaların en önemlisi Çerkes Ethem ve Yeşilordu davası olmuştur. Savaştan sonraki yıllarda ise 1925 Şeyh Sait ayaklanması ve 1926 İzmir Suikasti davaları da bu mahkemelerde karara bağlanacaktır. İstiklal Mahkemeleri yasasında iki kez daha değişiklik yapılmış ve 1949 tarihinde de tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır.

İstiklal Mahkemeleri'nin Aldığı Kararlar, Tartışmalar ve Bazı Yargılamaları

Başbakan İsmet Paşa, 21 Martta TBMM başkanlığına verdiği önerge ile sıkıyönetim mahkemelerince verilen idam kararlarının da, ordu, kolordu, bağımsız tümen ve müstahkem mevki komutanlarınca onaylanarak uygulanmasını ister. Milli Savunma Bakanı Recep Bey, bununla ilgili bir teklifte ; savaş içinde komutanların idam yetkisinin, öncelikle olayların önünün alınması için Askeri Ceza Kanunu'nda yer aldığını, İstiklal Mahkemeleri'nin bu yetkiye zaten sahip olduğunu, ayaklanmanın önemi ve acil tedbirlerin alınması için komutanların da bu yetkiyi kullanmaları gerektiğini ileri sürer. Adliye Encümeni teklifi uygun bularak, kanun maddesi şekline sokmuş ve gerici akımların, bu şekilde daha kesin bir şekilde ezileceğini belirtmiştir. 31 Martta mecliste, muhalefet, kanun teklifine şiddetle karşı çıkar. Abidin, Feridun Fikri ve Besim Beyler, teklifin anayasaya ve insan haklarına aykırılığını ileri sürerek Takrir-i Sükûn Kanunu'na da bu yüzden karşı çıktıklarını ve hükümetin elinde gereğinden fazla yetki bulunduğunu hatırlatırlar. İstiklal Mahkemeleri üyelerinin millet vekili olmaları sebebiyle, meclise ait olan idam yetkisini, meclis adına kullanmalarının bir dereceye kadar uygun görülebileceğini, meclis üyesi olmayan komutanların bu yetkiye sahip olmalarının kanunsuz olacağını belirtirler. Teklifi savunanlar ise, anayasaya uygun olduğunu ileri sürmektedirler. Muhalefet partisi Başkanı Kazım Karabekir Paşa, özgürlüklerin yok olduğuna ve basının susturulduğuna değinerek, eleştirilerde de bulunur. Sonuçta muhalifler, idam yetkisi meclise ait olmak şartıyla, alınacak bütün önlemlere katılacaklarını bildirirler. Yapılan oylamada, 20 aleyhte oya karşın, 123 oy ile kabul edilen teklif kanunlaşır. (Devam Edecek).