Eğitim emekçileri hak mücadelesinde 10 günü geride bıraktı.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla ülke genelinde yapılan eylemler, yetkililer tarafından henüz karşılık bulmuş değil.

Ankara’da açlık grevini sürdüren öğretmenler haklarının peşinde…

Ancak geçen 10 günlük süreçte maalesef hiç yaşanmasını istemediğimiz olaylar meydana geldi.

Son yıllarda devletin polisinin yersiz müdahaleleri giderek artarken, bu kez de öğretmenler polis müdahalesiyle karşı karşıya kalan, biber gazından nasibini alan taraf oldu.

İktidar temsilcileri her fırsatta “çocuklar bizim geleceğimiz” cümlelerini sarf ediyor.

Fakat o çocukları yetiştiren öğretmenleri ne kadar mutlu ediyor?

Bırakın mutlu etmeyi, insanlar bugün Ankara’da “açlık grevi” yaptıkları için bastırılmaya çalışılıyor, gözaltına alınıyor!

Eskişehir’den de bu harekete destek olmak için eğitimciler oturma eylemi başlattı.

Ara ara açıklamalar yapıyor, seslerini duyurmak için çabalıyorlar…

Düşünün, bir hevesle kazandığınız bölümlerden mezun oluyor, mesleğe atılmak için gün sayıyorsunuz.

Ancak sadece adı kalan “adalet” kelimesi işlevini yitirmiş vaziyette.

Atanmak istiyorsunuz, kendinizi paralıyor sıkı bir tempo sonucu iyi puanlar alıyorsunuz, mülakat size “hoş geldin” diyor!

Mülakatlarda aldığınız iyi puanın bir karşılığı olmadığını görüyor, bilmem kimin oğluna sizden daha fazla öncelik verildiğine tanık oluyorsunuz…

Geçemiyorsunuz…

Yıllarınızı atama bekleyerek tüketiyorsunuz…

Sabrediyorsunuz…

Haydi o sırada “özel sektöre yöneleyim, mesleğimi orada icra edeyim” diyorsunuz…

Bu kez de senelerce vermiş olduğunuz emeğin karşılığını hiçbir yönden alamıyorsunuz…

***

2016 yılında mezun olduktan sonra ne yapabilirim diye düşünürken, ben de Kocaeli’de özel bir kurs merkezinde İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım.

1 gün izin, sabah erkenden geç saatlere kadar hem sınıf hem de bireysel dersler, asgari ücret…

24 saat telefonun açık olmalı ve her türlü veli sorusuna cevap vermelisin…

Ayrıca aşırı esnek olmalı, her an oluşabilecek bir gelişme karşısında sorunu çözmelisin…

Yemeğini kendin halletmeli, teneffüslerde de dinlenmek yerine öğrencilerin sorularını yanıtlamalısın…

Maaşın zamanında yattığında şükretmeli, birkaç aylık gecikmelere dahi ses çıkarmayıp maaşsız yaşamayı öğrenmelisin…

Yöneticilerinden en ufak hakkını istediğinde, gösterilen kapı olacaktır, boyun eğmelisin…

Branşının önemi yok, İngilizce öğretmeni olarak girdiğin kurumda “sen Almanca da görmüşsün ya verirsin ders” denilerek bir anda farklı bir branşın öğretmeni de olabilmelisin…

***

Ben bunları tam 10 yıl önce yaşadım…

Ve tüm bu koşullara rağmen öğretmenlik yapan ben ve arkadaşlarımın hayatlarından ödün vererek, sadece ve sadece birilerine faydası dokunsun diye özveriyle çalıştıklarına şahit oldum…

O dönemdeki ekonomik koşullar ile şimdiki ekonomik koşullar bir değil…

Hiçbir konunun iyiye gitmediği gibi, özel sektörde çalışan öğretmenlerin de koşulları geçen 10 yıllık süreçte ne yazık ki iyileşmedi…

Bıçak kemiğe dayandı ve insanlar haklarını alabilmek için sokağa çıktı!

Benim içimi acıtansa şu:

Eskiden öğretmenlerimize büyük saygı duyardık. Hepimizin hayatında, öğretmenleri arasından seçtiği en az bir idolü vardı.

Onların söylediği her söz bizim için adeta bir kanun hükmündeydi. Yanımıza geldiklerinde hayranlıkla dinler, anlattıklarından ders çıkarırdık.

Ailelerimiz de öğretmenlerin sözünün üzerine söz söylemez, onlara büyük değer verirdi.

Öğretmenlerimizi el üstünde tutardık.

Bugün ise öğretmenler haklarını aradıkları için yerlerde sürükleniyor.

Bir zamanlar toplumun en saygın mesleklerinden biri olan öğretmenlik mesleği şimdi ayaklar altına alınıyor.

“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir” demiş Ata’mız…

Bugün bizleri yönetenler bunu unutmuşa benziyor…

Çıkış yolu bırakmadığınız eğitim emekçilerine hak ettikleri değeri vermenin zamanı geldi ve geçiyor…

(Sonhaber Gazetesi'nden alıntıdır.)