Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen’le söyleşimize devam ediyoruz.

BY: Geçmiş sendikal mücadele ve günümüzde işçi sendikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ZAE: Ülkemizde işçi sınıfının örgütlenmesi çok daha eskilere dayanır. Her ne kadar İşçilik ve işçi örgütlenmesi kapitalimin gelişme seyri ile paralel olsa da kendi tarihi içinde bütün yasaklamalara rağmen çok önemli mücadeleler vermiştir. Amele cemiyetlerinin gizlice örgütlenmesi, ülkemizde 20. yüzyıl kapitalizmi hakkında da fikir vericidir. Daha yakın tarihlerde işçilerin Saraçhane ve Kavel direnişleri, 15-16 Haziran eylemleri gibi şanlı işçi direnişlerinde ağır bedeller ödemiştir.

DİSK, YERALTI MADEN İŞ gibi sendikalar, 1980 öncesinde işçi sınıfının sendikal mücadelesinin şanlı örgütleridir. Özellikle 12 Eylül 1980 faşist darbe sonrası devrimci sendikalar kapatılmış, düzenin kontrolü altında sendikal örgütlülüğe yol verilmiştir. Bugün elde bir DİSK kaldı. O da eski gücünde değildir.

Günümüz için işçi sınıfının güçlü sendikal örgütlülüğünden bahsedilemez. Dünya genelinde kapitalizmin kar hırsı işçi örgütlenmesini eski gücünden düşürmüştür. Bunlardan başlıcaları, kapitalizmin küreselleşmesi sonucu ucuz iş gücü olan yerlerde üretim yapması, esnek çalışma, parçalı üretim, robotik üretim gibi çok yönlü nedenler sayılabilir.

Yine de dönem dönem Türkiye işçi sınıfının çok özgün direnişler gerçekleştirmelerine rağmen, toplamda etkili bir sınıf hareketinin gelişmesi sürekli engellenmiştir. İşçilerin toplu sözleşmeli grev haklarına rağmen, sarı sendikalar eliyle grev kararları ya devre dışı bırakılıyor ya da çoğunlukla Cumhurbaşkanlığınca ertelenerek sönümlendiriliyor. 23 yıllık AKP iktidarı 23 grevi ertelemek yoluyla grev yapılmasına engel olmuştur. Haliyle işçileri mağdur etmiştir.

En büyük olumsuzluk ise, tıpkı kamu emekçilerinde olduğu gibi; örgütlü işçilerin çoğu ya sarı sendika dediğimiz sendikalarda örgütlü veya işverenlerin kurdurduğu ‘’sözde sendikalarda’’ örgütlüdür. (Turizm sektöründe çok sayıda işçi çalışıyor. Önemli bölümü yılda 6-8 ay arası çalışıyor. Bu sektörde özellikle büyük otellerde uluslararası sözleşmeler gereği işçilerin sendikalı olması istenir.

Ancak buralarda çalışan işçiler hangi sendikaya üye olduklarını dahi bilmezler. Çünkü işverenin kurdurduğu sözde sendikalara üye yapılır.) İşçilerin çok büyük bir kısmı ise örgütsüzdür. Özellikle özel sektörde çalışanların çoğu asgari ücretle çalışıyor.

Asgari ücret ortalama ücret haline getirilmiştir. Buna rağmen sendikalaşma bu kesimde ya yoktur ya da işverence kurulmuş sözde sendikalar vardır. Bu durum; hem prim gün sayısını hem de düşük sigorta priminin düşük yatmasına neden olmaktadır.

Dolayısıyla hem kıdem tazminatı hiçleştirilmekte hem de emeklilikte aylıkların düşük olmasının nedenlerindendir. Geniş tanımlı işsizliğin yüzde 32’lerde olması işsizliğin geldiği boyutu ve sendikalaşma endişesini göstermesi açısından çarpıcıdır.

BY: İşçi Sendikalarının mevcut durumu, emekli sendikalarını örgütlenme çalışmalarını nasıl etkilemiştir.

Çalışan kesimin dağınık hali, başka bir deyişle sisteme karşı emek eksenli sınıf ve kitle muhalefetinin örgütlenmesindeki eksikler ve hatalar, iktidarın devlet olanaklarını seferber ederek kurdurdukları yandaş örgütlenmeler, sadece çalışanları değil, bir bütün olarak toplumsal muhalefeti ve doğal olarak emekli hareketini de derinden sarsmıştır. İktidarın emek hareketi üzerine kurduğu tezgâh tutmuştur. Her zaman olduğu gibi, emekçilerin çok büyük bir bölümü küçük çıkar hesaplarına özellikle, kapitalizmin içine girdiği krizi ve Neo-liberal politikalar, çalışan kesimden daha çok emeklileri vurmuştur. Emekli aylıkları yapılan kanun değişiklikleri ile sadakaya dönüştürülmüş, emekliler adeta aç bırakılmıştır.

Zaman zaman bölgesel çatışmalar bahane edilmiş, din istismarı ve baskılarla emeklilerin örgütlenmesi engellenmiştir. Emeklilerin yaş durumu düşünülürse, fiziki zorlukları, sefaleti ve iktidarın anti propagandalarını aşmak hiç de kolay olmamıştır. Emeklilerin, geçmişte yaşadıkları zorlukları aşan bir perspektife ihtiyaç vardı. Mücadele pratiklerinde karşılaştıkları zor günler, kimi yılgınlıklar, yorgunluklar ve umutsuzluklara, baskılara yol açtığı inkâr edilemez. Emekliler bugünde bu endişeleri ya evlatları veya yakınları için duyuyorlar. Yani henüz aşılmış bir konu değildir.

Fakat bıçak bugün olduğu gibi dünde kemikteydi. Sefalet koşulları dayanılır gibi değildi. Halen de öyledir. İktidar güdümlü (GONGO’LAR) yapılar bir tarafa, emekliler; sistemin koltuk değneği görevini gören kimi emekli örgütlerinin gerçek yüzünü geçte olsa gördü. Bedelini peşin ödedikleri emek değerlerinin, haklarının, insanca yaşam standartlarında emeklilere geri dönüşümü için kendi güçlü örgütlenmelerine ihtiyaç olduğu bilinci yavaş yavaş gelişiyor. Yani emeklilerin örgütlenmesinin objektif koşulu olgunlaşmıştı. Subjektif dokunuşlara gebeydi. İşte sendikalar bu sürecin sonucu olarak kuruldu.

İktidar, emeklilerin sendika kurmasını hiçbir zaman istemedi. Halen her kurulan emekli sendikasına kapatma davası açıyor ve sonunda kapatıyor. Uluslararası sözleşmelere uymuyor. İmzacısı olduğumuz sözleşmeleri iç hukukta düzenlemiyor. Bunu iki nedenle yapmıyor:

Birincisi; oy deposu olarak gördüğü emeklilerin örgütlenmesini istemiyor. Çünkü örgütlenen emeklileri yönetemeyecek ve emekliler açlık oyunun bir parçası olmaya rıza göstermeyeceklerdir. İtiraz edeceklerdir.

İkincisi ise, ülke gelirinin adil bölüşüm sorunudur. Yani bütçeden para aktardıkları sermaye -iktidar ortaklığının gözü dönmüş iştahıdır. Kendi iktidarlarını sürdürebilmek için ülke kaynaklarının bir avuç rantiye sınıfına peş keş çekilmesindeki tercihleridir. Bu rantiye-sermaye-iktidar- yandaş iş birliğinin bedeli emeklilere, emekçiye ödetiliyor. Elbette neo- liberal sistem sağlığı ve eğitimi giderek özelleştirirken, kamu kuruluşlarını ve doğayı sermayeye peşkeş çekerken, emeklilerin GSMH’DEN payını da düşürmesi sürpriz olmadı. Doğal olarak tepki de olacaktı ve oldu.

Bu sömürü düzenine itiraz etmek emekliler için artık bir yaşam savaşı demektir.

Emeklilerin mücadelesinin kısa zamanda tüm toplum kesimince benimsenmesi meşruluğundandır.

Artık pazarlarda ucuz olsun diye çürük sebze ve meyve bile almaktan, faturalarını ödemekten aciz duruma düşürülmüş emeklilerin yaşam hakkı için mücadele etmesi yasalara hapsedilemez. İnsanlık onuruna yakışmayan yaşam biçiminden çıkmak için; demokratik itiraz hakkı anayasal haktır. İşte iktidarların emeklilere reva gördüğü insanlık dışı yaşama karşı başlattıkları fiili ve meşru mücadele bu hakkın kullanılmasıdır.

-sürecek-