Ertuğrulgazi Mahallesi'nde, adını çoktan unuttuğum bir sokakta doğdum.
Oradan ayrıldığımızda 6 yaşındaydım…
En net hatırladığım, sokaklarda kiraz ağaçlarının olduğuydu…
Öyle şimdiki gibi, kirazlar daha pembeleşmeden yağmalanmıyordu…
Kirazlar iyice kızarana bekliyordu mahallenin çocukları…
Kiraz ağacına bile saygılıydık yani…
Hatırladığım diğer şey de şu;
Altınevler hemzemin geçidinin diğer tarafı, yani şimdiki Çamlıca; bomboştu…
Anneler çocuklarına sıkı sıkı tembih ederlerdi; 'tren yolunu sakın geçmeyin' diye…
Boş ve bakir tepeler, Eskişehir'in sonuydu neredeyse…
Yıllar sonra Eskişehir'e ve Ertuğrulgazi Mahallesi'ne geri döndüğümde, doğduğum evin hala yerinde durduğunu görünce, garip şekilde sevinmiştim…
Ama tren geçidinin öbür tarafında ne tepe kalmıştı ne de bayır…
Ama Ertuğrulgazi Mahallesi,
Basma geçidiyle Altınevler geçidi arasında kalmış bir gül bahçesi gibiydi hala…
Tek katlı bahçeli evlerin bahçeleri çiçekler içindeydi…
Otobüs yine aynı sokaklardan geçip gidiyor, 40 yıl önceki kahve aynı yerinde duruyordu…
Ben gidememiş olsam da, oğlum Reşat Benli İlkokulu'nun ana sınıfında başladı 'okul serüvenine…'
Çilem Caddesi'ndeki çam ağaçları, mahallenin tarihine tanıklık edercesine uzayıp gitmişlerdi…
Sakin, duru, kendinden emin bir havası vardı mahallenin…
***
Sonra;
Sanırım 2008'di;
Önce Basma Fabrikası (sonradan Sarar Basma olmuştu adı) önündeki hemzemin geçidin üzerine bir üst geçit yapıldı…
Dünyada örneğine pek az rastlanır bir şekilde, Picasso'nun modern resimlerindeki geometriyi aşan şekillerine benzeyen bir köprü yapıldı…
Eskişehirlilerin, köprüyü çözebilmeleri birkaç yıllarını aldı…
Basın Şehitleri Caddesi'nden girişi belliydi de; Kütahya Yolu'na çıkış tam bir keşmekeşti…
Köprünün yan yolları, o bahçelerinde çiçekler açan evlerin arasını zehirli bir sarmaşık gibi sarıp sarmalamıştı…
Daracık sokaklardan devasa kamyonlar, hatta tırlar geçmek zorunda kalmışlardı…
***
Beterin beteri vardır, derler ya…
Tabi Eskişehirliler ve mahalle halkı, haline şükretmeyip boyuna eleştirince, 'alın size bir tane daha üst geçit' dedi birileri…
Üstelik ilkinden çok daha korkunçtu ikincisi…
Eskişehir için tek kurtuluş yolunun üst geçitler olduğunu savunuyorlardı ya, yapacakları bu köprüyle ne kadar haklı olduklarını göstereceklerdi Eskişehirlilere…
Yaklaşık 4 yıl önce köprünün ayakları gelip konuldu…
Ayaklar birleştirildi…
Ve öylece bırakıldı…
Proje yanlış yapılmıştı…
Evet proje yanlış yapılmıştı ama köprünün neredeyse yarısı inşa edilmişti…
Birkaç yıl yıkılacağını umut ederek geçirdik…
Ama yıkılmadı…
Sonunda,
Tepebaşı Belediye Meclisi'nin de katkısıyla, yanlış proje ile yanlış başlanan köprü inşaatına uygun (!) yeni bir imar düzenlemesi ve proje hazırlanıp köprü yapımına devam edildi…
Yanlış düzeltilmeye çalışılmadı;
Yanlış inşaata uygun düzenleme yapıldı…
***
Ortaya çıkan köprü, herkesin gözü önünde duruyor…
İşi eğip bükmeye, allayıp pullamaya gerek yok…
Ne yaparsanız yapın, değiştiremeyeceğiniz bir görüntü var orta yerde…
Önünü kapattığı sokaklardan önce, köprünün eğiminin standartlara ne kadar uygun olup olmadığı bilinmiyor…
Köprüyü mümkün olan en kısa mesafede bitirebilmek için böyle yapıldı elbette…
Trafiğe açıldı derken, bu sefer asfalt çeşitli noktalarda yeniden kızıldı…
Ne korkuluklar tam anlamıyla bitirilmiş ne de iniş ve çıkışlardaki yan yollar…
Anlayacağınız, gidip görmeniz lazım, yazarak anlatılacak bir şey değil…
***
Ne yaptılar ne ettiler,
Ertuğrulgazi'yi katlettiler…
Allah bizi, yeni üst geçitlerden korusun!
Diyebileceğim tek şey bu…