Her konuda olduğu gibi tarımda da deneyimin teknikle birlikte olması başarının ve gelişmenin en temel koşuludur. Tersini düşünmek aklın, mantığın kabul edebileceği bir şey değildir. Teknik, ihtiyaçları karşılamak, sorunları gidermek, var olanı daha iyiye götürmek için uygulanır. Bunun sağlanmasına ; yapılan gözlemlerin ve yürütülen araştırmaların sonuçları kadar, deneyimlerden (tecrübelerden) alınan dersler de çok önemli katkı sağlar. Tecrübe, tekniğin en uygun, en verimli, en kolay, en ucuz uygulanmasının da yol göstericisi, destekçisi hatta geliştiricisidir, öyle de olmalıdır ama engelleyicisi olamaz, olmamalıdır. Deneyim ve teknik bir bütünün birbirini tamamlayan, birbiri için var olan iki parçasıdır. Tekniğin hızlı geliştirilebildiği, fayda veya zararının kısa zamanda görülebildiği, eksik ve aksaklıklarının kısa bir sürede giderilebildiği alanlarda deneyim, değişimin önemli bir ögesidir ve tekniğe ayak uydurarak birikimi artırır, geliştirir. Koşullara uygun şekilde kullanıldığında tüm canlıların yaşamlarını kaliteli düzeyde sürdürmeleri için verilen uğraşların başarıya ulaşması ve iyi yönetilmesine büyük bir destek sağlar.
Tecrübenin gelişmeyi yavaşlatıcı, verimliliği azaltıcı hatta bazı bakımlardan zarar verici olması mümkün müdür? Evet. Her sektörde, her alanda dikkat çekici örnekleri vardır ama etkilerinin en fazla yaşandığı sektör tarım, en yaygın görüldüğü alan ise kuru tarım alanlarıdır. Bu alanlarda büyük oranda tarla bitkileri yetiştirilir, bunların büyük kısmını serin iklim tahılları ile baklagillerin ve endüstri bitkilerinin bazılarını kapsar. Tahılların büyük kısmı nadaslı yetiştirme yoluyla yani bir tarlanın bir yıl ekilip, bir yıl boş bırakılması şeklinde yetiştirilmektedir. Üretim büyük ölçüde doğa (tabiat) koşullarına bağlıdır. Kışlık tabiatlı olarak adlandırılan ürünlerin sonbaharda ekilen tohumlarının çimlenmesi ve bunlardan kış öncesi çıkan fideciklerin istenen büyüklüğe ulaşmaları için gereken yağışın gelip, gelmeyeceği veya ne kadarının geleceği ; kışın bitkileri bir yorgan gibi örterek soğuktan koruyan kar örtüsünün olup, olmayacağı ; kıştan çıkışta hızlı bir büyüme ve gelişmeye girecek olan bitkilerin ihtiyacı olan yağışların ne zaman, ne miktarda geleceği ya da kuraklık olup, olmayacağını 'tam bir isabetle' bilmek, söylemek ve buna göre üretim yapmak bu gün sahip olduğumuz tekniklerle mümkün olamamaktadır. Bu nedenle yıllardır üreticilik yapmış, yaşamını yetiştiricilikle sürdürmüş, çok şey görmüş, insanların deneyimleri kıymetlidir. Özellikle tarım tekniklerinin, gelişmelerin, bilgilerin çiftçilere ulaştırılamadığı ve uzman kişilerin bir kere bile uğramadığı yerlerde yaşayan tecrübeli kişiler tarıma, yetiştiriciliğe yön vermektedirler.
Tarımda, özellikle bitki yetiştirme kapsamına giren konularda, teknik geliştirmek ve bunun uygulaması ile ortaya çıkacak sonuçları belirlemek yıllar alır çünkü, örneğin iklim koşullarının bir yılı diğerine benzemez. Bir yıl sonbahar kurak olur, diğer yıl kış veya ilkbahar, yağış bir yıl iyi gelir, bir yıl az diğer yıl aşırı, bir yıl erken gelir, bir yıl geç, bir yıl çok kar yağar, diğer yıl az. Ya da bir yıl süne zararı görülür, diğer yıl kınacık. Bunlar sadece bir kaç örnektir, bunun gibi çok sayıda etkenin sonuçlarını, bir çok farklı alanda ve en az bir kaç yıl süreyle (özellikle iklim koşulları farklılık gösteren yıllarda) değerlendirmeden üreticilere her hangi bir tekniğin önerilmesi hatalıdır ve ciddi kayıplara yol açabilir. Ülkemizde, dünyanın gelişmiş kabul ettiği ülkeler düzeyinde araştırma çalışması yapılacak alt yapı ve yapacak konu uzmanı kişiler bulunmaktadır. Son yarım yüzyıl içinde, özellikle son kırk yılda iyi sonuç veren teknikler geliştirilmiş, bir çoğu uygulamaya verilmiş fakat bunlar yeterince yaygınlaştırılamamıştır. Bunun nedenleri arasında ilgili kurum, kuruluş ve kişilerin ciddi oranda sorumluluğu bulunmaktadır, ancak etkisi yüksek olan bir diğer neden de kendisini bilim ve tekniğin getirdiği gelişmelerin üzerinde gören sözde tecrübeli kişilerdir. Aslında bunlara tecrübeli demek yerine yaş yaşamış, yıllar görmüş, bu süre içinde geliştirdiği alışkanlıklarını teknik zanneden kişiler demek daha doğrudur, çünkü gerçek tecrübe gelişmeye, yeniliğe, bilgiye açık kişilerin sahip olduğu ve yarar sağlamaya yönelik çok değerli bir özelliktir. Gerçek tecrübeli olanlar ; geliştirilen tekniklere ve bunlara dayanan önerilere , 'benim şu kadar yıllık tecrübelerime göre' diye başlayarak karşı çıkmazlar; toprağına, çevresine, kendisinin ve ülkesinin ekonomisine önemli düzeyde zararlı olan sözde tecrübelerine dayanan uygulamalar yapmaz, yapması için çocuklarını, komşularını etkilemezler. Bunlar örneğin her yıl 80-90 milyon dekar kadar ekilen buğday için dekar başına fazladan verecekleri her bir kilo tohumun ve/veya gübrenin boşa atılmış bir 80-90 milyon kilo buğday ve/veya gübre olduğunu, bunların para olarak zarar olduğu kadar, gübrenin fazlasının ve yanlış çeşidinin toprağa ve /veya ürüne bile zarar verebilecek kimyasal birer madde olduğunu bilirler ya da anlatılınca anlarlar.