Yeni Parti’nin resmi olarak kurulmasıyla birlikte tüm Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de en çok tartışılan konu demokrasiye katkısı, siyasi söylemi ya da tüzük içeriği değil… En çok tartışılan konu, kimlerin CHP’de kalacağı, kimlerin Yeni Parti’ye geçeceği…
CHP’de kalanlar neden kalacak? Yeni Parti’ye geçenler neden geçecek? Hangi belediye başkanları ne zaman Yeni Parti’ye katılacak? Yeni Parti’nin belediye meclislerindeki ağırlığı nasıl olacak? Seçilmiş siyasetçilerimiz CHP-Yeni Parti seçimlerini hangi kaygıyla yapacak? Demokrasi mi, siyasi baskılar mı yoksa kişisel hırslar mı?
Açık konuşalım. CHP’den Yeni Parti’ye geçişler konusunda hiç de toplumsal faydanın ya da demokrasi kaygısının ön plana alındığını düşünmüyorum. Sözüm meclisten dışarı elbette… Özgür Özel’in Yeni Parti’yi kurarken en büyük motivasyonun kişisel kaygısı olduğu fikrinde değilim.
Mesela şu günlerde Eskişehir gündeminde olan isimler üzerinden değerlendirme yapalım.
Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci ve eşi Nergis Dökmeci’nin eski CHP İl Başkanı Talat Yalaz’la son dönemde gergin olduğu arada soğuk rüzgarlar estiği kamuoyuna düşmüş durumda. Her belediye başkanına sorulduğu gibi Habil Dökmeci’ye de ‘Yeni Parti’ye geçecek misiniz?’ sorusu soruldu. Dökmeci’nin yanıtında Mansur Yavaş’ın, Ayşe Ünlüce’nin, Kazım Kurt’un isimleri ve tutumlarına göre tavır alacağı geçti… Ama net olarak “Evet, tabii ki bu siyasi baskı ortamında tavrım net olacak ve Yeni Parti’ye geçeceğim” açıklamasını duyamadık.
Şu an ise Dökmeci’nin Talat Yalaz’la olan gerilimintercihinde belirleyici olabileceği ve Yeni Parti’ye geçmeyebileceği konuşuluyor…
Yine konuşulan isimlerle devam edelim. Tepebaşı Belediyesi’nin CHP’li meclis üyesi Devran Yıldırım. “Baba ocağında kalacağım” demişti… Yıldırım’a bu açıklamayı yaptıran motivasyonu merak ediyorum. Muhtemelen bugün çoğu kişi açıklamasının gerekçelerini değil, sadece sonucunu hatırlıyordur. Ama şunu hatırlayabiliriz; her ne kadar “baba ocağı” Özgür Özel tarafından halkın CHP’ye sadakati ve güvenini sağlamak için tanımlanmış olsa da Devran Yıldırım’ın babası Garip Yıldırım son yerel seçimlerde CHP’den DSP’ye geçerek Odunpazarı Belediyesi’nde Kazım Kurt’a rakip olmuştu.
Haliyle bunu hatırlayan herkes Yıldırım’ın açıklamasını okuyunca “Hangi baba ocağı?” diye düşünmüş olabilir… Çünkü geçmiş siyasi tercihler hatırlanınca, bu söylemin ilkesel bir duruşu mu yoksa konjonktürel bir tercihi mi yansıttığı tartışmaya açık hale geliyor…
Bir başka isim Ali Haydar Çelik. Çelik son yıllarda her alandaki muhalif tavrıyla biliniyor. Demokrasinin gereğidir, elbette olacaktır. Ancak açıklamalarının kamuoyunu tatmin etmekten her defasında çok yeni tartışmalar yarattığı da bir gerçek…
Ali Haydar Çelik de meclis üyeliği listelerinde ‘anahtar listede’ yer almadan seçilen tek isim olduğu iddiasını her seferinde vurgulayarak Kazım Kurt’a muhalif ettiği için değil ‘doğrusunun CHP’de kalmak’ olduğunu düşündüğü için Yeni Parti’ye geçmeyeceğini beyan etti. Daha doğrusu önce Kazım Kurt’un meclis üyeleriyle birlikte yaptığı açıklamada adı “istifa etmeyen tek isim” olduğunu öğrenmemizle birlikte geçti… Yani meclis üyeliğinde Yılmaz Büyükerşen’in desteğini açıkça aldığını hiç anmayan Çelik’in de CHP’de kalma motivasyonu belli ki yalnızca ‘doğrusunun CHP’de kalmak olduğuna inanması’ değil...
Bu isimler sadece Eskişehir özelinde son dönemde sürecin içinde geçen örnekler…
Bu tabloya baktığımızda Yeni Parti etrafında oluşturulan yüksek beklentiyi taşıyabilmekgiderek güçleşiyor. Eğer kamuoyunda parti süreci ideolojik ve demokratik zeminde tartışılmaktan giderek uzaklaşır; kişisel ilişkiler, yerel dengeler ve siyasi hesaplar üzerinden konuşulursa Yeni Parti’nin ve siyasi yenilenmenin iddiası zayıflayacak. Giderek büyüyen toplumsal sorunlar arasında yeni siyasi bir handikap olacak.
Siyasetin eski alışkanlıklarını olduğu yerde bırakıp, yeni siyaset anlayışıyla ufuktaki gelişmeleri göstermek Yeni Parti’nin birincil görevi. Aksi halde eski isimlerle, eski siyaset konuşulacak…