Hükümetin 2027-2029 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programı (OVP), 6 Eylül 2026 Pazar günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından eskisinden aldığı ilhamla yeniden açıklandı!
Cari açıktan bütçe yönetimine, ödemeler dengesinden enflasyona, vergi yükünden faizlere ve ücretlere kadar birçok konuyu ele alan OVP,sermaye çevrelerine ve genel anlamıyla neoliberal dünya düzenine garanti sağlama amacı taşıdığını bir kez daha gösterdi.
Milyonlarca işçi, OVP’de belirlenen ve yoksul halktan, emekçilerdensermayeye kaynak transferini öngören politikalara terk edildi. 2026 yılının ilk 8 ayında asgari ücretin 6.196 TL’lik alım gücü kaybına uğradığı bir dönemde, emekçiler aleyhine birçok politika OVP’de yer aldı.
Sene başında 28.075 TL olarak belirlenen net asgari ücretin, bugün 37.388 TL’lik açlık sınırının dahi dörtte üçü düzeyinde kalması, işçi sınıfının en acil ihtiyacını apaçık gösteriyordu. Asgari ücret başta olmak üzere, ücretlerin ve birçok kalemin refere ettiği “hedeflenen enflasyon” 2026 sonunda yüzde 28,4 olarak revize edildi.Bu revizyonla birlikte, asgari ücretin cari yıl içerisinde yüzde 12,4 oranında kayıp yaşayacağı itiraf edilmiş oldu.
Öyle ki milyonlar, sadece temel yaşam maliyetlerini karşılamak için borçlanma yolları aramaya devam ediyor. 2026’nın Ağustos ayında bireysel kredi ve kredi kartlarına borçlanmanın 7,3 trilyon liraya dayanmasını başka şekilde açıklamak güç…
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Hükümetlerin ücret artışlarını, sosyal güvenlik edimleri ve sosyal yardımlara yapılacak zamları “hedeflenen enflasyona” endeksleme çabaları geniş halk kesimi açısından çok büyük risk! Hedeflenen enflasyon her ne olursa olsun, satın alma gücünün korunması ve geliştirilmesi için gerçeklerle yüzleşen bir pazarlık sistemi amacıyla kolektif mücadele yürütmek gerekmektedir.
Aksi halde 2027yılındaki enflasyon beklentisini yüzde 21 olarak belirleyen OVP’nin temel amacı, asgari ücretin ve buna bağlı olan diğer tüm işçi alacaklarının oransal sınırını yüzde 21’e hapsetmektir. Geçmiş yıllardaki tecrübeler, bunu net bir şekilde göstermektedir.
Daha acısı, OVP’de öngörülen enflasyon, 2027’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9’dur. Hedefte belirtilen rakamlar gösteriyor ki ulaşılamayan hedeflerin bedeli, emekçilere ödetilmeye devam edecektir.
2027 yılında yüzde 21 olarak belirlenen enflasyon hedefi, asgari ücret başta olmak üzere kamu çerçeve anlaşma protokolleri, toplu iş sözleşmelerindeki ücret zamları, işsizlik ödeneği, SGK tarafından sağlanan sosyal güvenlik ödemeleri gibi birçok kalemi doğrudan etkileyecektir. Diğer yandan ücretlere hedeflenen enflasyon oranında zam yapılması halinde, asgari ücretlinin 2026 yılının ilk 8 ayındaki kaybı bile telafi edilememektedir.
OVP’de dikkat çeken bir diğer husus ise büyüme rakamlarıdır. 2026 yılı sonunda yüzde 3,3 olarak beklenen büyüme, 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 olarak öngörüldü. Ancak büyümede öngörülen bu artıştan emekçilerinyararlanamadığı, geçmiş dönem program ve düzenlemelerinde tecrübeyle sabittir.
OVP, mali disiplin söylemi altında emekçi sınıfları yoksulluğa terk ederken, sermayeye altın tepside fırsatlar sunmaya devam ediyor. Örneğin askeri sanayi harcamalarında yüzde 229, maden aramalarında yüzde 139 gibi harcama artışları öngörülüyor.
2026 yılında 2 trilyon 824 milyar lira olarak öngörülen faiz harcamasıysa: 2027’de 3 trilyon 975 milyar lira ve program sonu olan 2029’da 5 trilyon 244 milyar lira olarak hedefleniyor.
Tüm bu veriler açıkça gösteriyor ki halka tasarruf çağrılarında bulunan OVP, sermayeye daha fazla birikim ve karlılık vaat ediyor.