Eskişehir Valiliği önemli bir karar aldı.

Kent genelinde kesici ve delici aletlerin amaç dışı taşınmasına yönelik yeni kısıtlamalar getirildi.

Karara aykırı davrananlara 3 bin 706 lira idari para cezası uygulanabilecek.

Öncelikle şunu söyleyelim: Yerinde bir karar.

Son dönemde ülke genelinde yaşanan bıçaklı kavgalara, özellikle de gençler arasında meydana gelen olaylara baktığımızda böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak zor değil.

Bir tartışma çıkıyor, iki kişi birbirine giriyor, biri cebinden bıçağı çıkarıyor...

Birkaç saniyelik öfke, bir insanın hayatına mal olabiliyor.

Geride gözü yaşlı aileler, yarım kalan hayatlar ve yıllarca dinmeyecek acılar kalıyor.

Üstelik bazen olayın çıkış nedeni öylesine basit oluyor ki insan duyduklarına inanamıyor.

Yan bakma meselesi, trafikte yol verme tartışması, sosyal medyada yazılan bir yorum...

Şimdi Valilik diyor ki bu aletleri gerekçesiz ve amaç dışı şekilde üzerinizde taşıyamazsınız.

Elbette mesleği gereği bıçak kullananlar, evine mutfak gereci götürenler için belirli taşıma şartları bulunuyor. Yani her bıçak taşıyanın cezalandırılacağı bir düzenlemeden söz etmiyoruz.

Ancak benim üzerinde durmak istediğim mesele başka.

Bıçak taşımayı yasaklayabilirsiniz ama insanın içindeki şiddet eğilimini yalnızca yasaklarla ortadan kaldıramazsınız.

Asıl mesele, bir gencin neden kendisini cebinde bıçak taşımak zorunda hissettiğidir.

Neden konuşarak çözebileceği bir meseleyi şiddetle çözmeye çalıştığıdır.

Neden öfkesini kontrol edemediğidir.

Bunları da konuşmalıyız.

Ailelerin, okulların ve toplumun üzerine düşen sorumluluklar var.

Valiliğin aldığı kararın sahada etkili denetimlerle desteklenmesi gerekiyor.

Uygulanmayan yasağın caydırıcılığı da olmaz. Ben Eskişehir emniyetinin kararlılıkla bu süreci yöneteceğini düşünüyorum.

Bir de 3 bin 706 liralık ceza meselesi var.

Bence asıl caydırıcı olan para cezasının miktarı değil, kurala aykırı davranan kişinin mutlaka yaptırımla karşılaşacağını bilmesidir.

Umarım bu düzenleme, Eskişehir'de yaşanabilecek acı olayların önüne geçer.

Çünkü bir bıçak darbesinin açtığı yarayı bazen en iyi doktorlar bile kapatamıyor.

Hele ki o yara bir annenin yüreğinde açılmışsa...

KIZI YOKMUŞ AMA…

Eskişehir'de tramvayda yaşanan bir olay var ki insanın hem aklıyla hem de vicdanıyla alay eder nitelikte.

Bir kişi, telefonundan küçük bir kız çocuğunun fotoğrafını göstererek yolculardan para istiyor.

Gerekçesi de oldukça duygusal.

Kızı hastanedeymiş, tedavi görüyormuş, paraya ihtiyacı varmış...

Düşünün.

Tramvayda yolculuk yapıyorsunuz. Karşınızda çaresiz olduğunu söyleyen bir baba, telefonunda hasta olduğunu iddia ettiği küçük bir kızın fotoğrafı...

İnsan ister istemez etkilenir.

Özellikle çocuk söz konusu olduğunda çoğumuzun eli cebine gider.

Ancak Odunpazarı Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasıyla işin aslı ortaya çıkıyor.

Şahsın Kastamonu'dan Eskişehir'e geldiği, bekar olduğu ve çocuğunun bulunmadığı tespit ediliyor.

Yani ortada ne hastanede yatan bir kızı var ne de anlattığı türden bir babalık dramı.

Ama ortada istismar edilen kocaman bir merhamet var!

Zabıta ekipleri şahsı yakalıyor, üzerinden çıkan para kamuya aktarılıyor ve hakkında cezai işlem uygulanıyor.

Odunpazarı Belediyesi zabıta ekiplerini bu çalışmalarından dolayı kutlamak gerekiyor.

Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim konu, bu tür insanların toplumda yarattığı güvensizlik.

Çünkü böyle olaylar çoğaldıkça gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanlar da zarar görüyor.

Bir gün tramvayda gerçekten hasta çocuğunun tedavisi için çaresizce yardım arayan bir babayla karşılaşsak ne yapacağız?

Acaba doğru mu söylüyor diye şüpheleneceğiz.

Belki de yardım etmekten vazgeçeceğiz.

İşte bu yüzden yapılan iş yalnızca birkaç lira toplamak değil.

İnsanların birbirine duyduğu güveni ve yardım etme isteğini de çalmak.

Ben bu noktada vatandaşlara da küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

Yardımlaşmak güzel, merhamet göstermek çok değerli.

Ama yardımın gerçekten ihtiyaç sahibine ulaştığından emin olmak da bir o kadar önemli.

Güvenilir yardım kuruluşları, resmi kurumlar ve doğrulanmış dayanışma kampanyaları bunun için var.

Çünkü iyilik yaparken kandırılmak, bir süre sonra insanı iyilik yapmaktan bile soğutabiliyor.

Ve bence bu olayın en üzücü tarafı da tam olarak bu.

KISSADAN HİSSE

Eski bir anlatıya göre, savaş hazırlığı yapan bir komutanın atının nalındaki çivilerden biri gevşer.

Seyis durumu fark eder ama üzerinde durmaz.

"Bir çividen ne olacak?" diye düşünür.

Bir süre sonra nal düşer.

Nalını kaybeden at tökezler.

Atın tökezlemesiyle komutan yere düşer.

Komutanın savaş alanından uzaklaşması, askerler arasında paniğe neden olur.

Ve sonunda savaş kaybedilir.

Yıllardır anlatılan bu hikayenin sonunda şöyle denir:

"Bir çivi yüzünden nal, bir nal yüzünden at, bir at yüzünden komutan, bir komutan yüzünden savaş kaybedildi."

Küçücük bir ihmalin nelere yol açabileceğini bundan daha güzel anlatan bir örnek var mıdır, bilmiyorum.

Hayatta da böyledir.

Bazen önemsemediğimiz küçük bir ayrıntı, gün gelir karşımıza kocaman bir sorun olarak çıkar.