Türkiye’nin eğitim ve istihdam politikalarında son yıllarda izlenen “piyasa uyumlu” çalışmalarda, 6 Ocak 2026’da duyurulan ve “Gençliğin Üretim Çağı” (GÜÇ) olarak adlandırılan program ile yeni bir aşamaya geçildi.

İŞKUR’un hayata geçirdiği “GÜÇ” (Gençliğin Üretim Çağı), üniversite öğrencilerinden mezunlara kadar geniş bir kitleyi hedefleyen bir politika paketi.

Programın temel amacı; gençlerin eğitim alırken iş dünyasına uyum sağlaması ve ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin ekonomiye kazandırılması olarak sunuluyor.

İşsizlik sorununa çözüm arayışları kuşkusuz sevindirici çalışmalardır ve desteklenmelidir. Ancak, bu programın satır araları okunduğunda; liselerde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) projesi ile başlayan “öğrenciyi işçileştirme” sürecinin bu kez üniversite dönemi ve mezuniyet sonrası süreçleri de kapsayacak şekilde düzenlendiği görülüyor.

MESEM’DEN GÜÇ’E !..

Lise öğrencilerini örgün eğitim okullarından uzaklaştıran MESEM, maalesef çocuk işçiliği özendiriyor ve yaygınlaştırıyor. “GÜÇ” programı ise, bu yapının bir üst katmanı olarak karşımıza çıkıyor.

MESEM, lise çağındaki çocukları okullarından “çırak” olarak sanayiye gönderirken; GÜÇ programıyla bu politika genişletilerek üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar “stajyer ve kursiyer” adı altında güvencesiz istihdam piyasasına gönderiliyor.

GÜÇ programı, eğitimde fırsat eşitliği ve erişilebilirlik açısından da ciddi tehditler barındırıyor. Programın üniversite yaşamına uygulanması, akademik eğitimin zaten sıkıntılı yapısının ilgi, istek ve nitelik açısından düşüşe geçmesi riskini de taşıyor. Maddi durumu iyi olmayan öğrenciler, cep harçlığı veya asgari ücretin bir kısmı karşılığında bu programlara adeta mecbur bırakılıyor.

KAMU KAYNAKLARI VE SERMAYE…

Programın en çok konuşulan yönü, katılımcılara ödenen günlük bin 375 TL’lik cep harçlığıdır. Haftada en fazla üç gün ile sınırlı çalışabilecek bir gencin aylık geliri bu yolla en fazla 19 bin TL seviyesine ulaşıyor. GÜÇ programı, bu miktara bile gereksinim duyan yoksul gençler için bir “geçim kapısı” gibi görünse de aslında onları düşük ücretli iş gücü piyasasına erkenden ve kalıcı olarak yönlendirecek bir proje gibi duruyor.

MESEM’le “kamu kaynaklarının sermayeye transferi” gerçeği, GÜÇ programında daha net olarak görülüyor. GÜÇ Programı kapsamında da gençlere verilecek ücret ve sigorta desteklerinin yine “İşsizlik Sigortası Fonu veya Hazine’den” karşılanması, kamu kaynaklarının sermayeye dolaylı transferi iddialarını güçlendiriyor.

TÜKETİLEN UMUTLAR!...

Nitelikli bir üniversite eğitimi halkın çocuklarının gelecek yaşantılarını değiştirmek için tek umut kapısıdır. Ancak, son yıllarda, ticarileştirilen, ihmal edilen kamusal eğitim ve ihtiyacı aşan kontenjanlarla istihdam gerçeklerinden uzak hedefler üniversitelerimizin önemli bir bölümünü tartışmalı kurumlar haline getirdi.

Üniversitelerimizin mevcut durumundan sorumlu olanlar bu kez de MESEM ile başlayan sürecin üniversite ve mezuniyet aşamasındaki devamı niteliğindeki GÜÇ Programı’nı uygulamaya koydular. Ama belli ki; bu programın istihdama kolay katılım gibi iyi niyetli bir proje olduğu varsayımından hareket etsek bile; eğitimde fırsat eşitliği ve erişilebilirlik dengesini olumsuz etkilemesi, akademik eğitimin içinin iyice boşaltılması açısından ortaya çıkan kaygılar hiç dikkate alınmamış.