(Ali Galip Olayı)

İngiltere'nin ve 'Kürdistan' yanlısı Kürtlerin öncelikli hedeflerinden birisi de Sivas Kongresi'ni dağıtmak ve Mustafa Kemal Paşa'yı ortadan kaldırmaktır. Bunun için İstanbul'daki Damat Ferit Hükümeti'nin de katıldığı bir suikast hazırlanır. Ali Galip Olayı olarak bilinen bu suikast girişimine, Elazığ Valisi Ali Galip Bey, Malatya Mutasarrıfı Halil Bey, İngiliz İstihbarat Binbaşısı Covbertin Noel ve Kürt Teali Cemiyeti'nin kurucularından olan Kürt aşiret reislerinin oğulları da katılmıştır. Milli Kurtuluş hareketini durdurmayı amaçlayan bu plan İstanbul'da yapılmış, bu toplantıya da İngiliz İstihbarat Yüzbaşısı Covbertin Noel, İngiltere İstanbul yüksek Komiser Müşaviri Tom Hohler, Diyarbakır'da ayrılıkçı faaliyetleri sonucunda Halep'e iltica etmiş Cemil Paşa oğlu Ekrem, Bedirhanlılardan Celadet ve Kamuran Beyler katılmışlardır.

İngiliz Yüksek Komiser Müşaviri Tom Hohler, raporunda Kürtlerin özerklik sözü karşılığında Mustafa Kemal'i yok etme vazifelerini yerine getirmek mecburiyetinde olduklarını kaydetmektedir. Bu durumu, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta şöyle anlatmaktadır;

'Efendiler, daha Temmuz başında, Erzurum'da bulunduğumuz sıralarda, Celadet ve Kamuran Ali adlarında iki şahsın yabancılar tarafından, bol para ile İstanbul'dan Kürdistan'a gönderileceği, bunların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendirildikleri, bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi alındı. Bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden gözetlenerek yakalanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır'da 13. Kolordu Komutanına, ayrıca Kurmay Başkanı Halit Bey'e ve Canik Mutasarrafına bildirdim. Sivas Kongresi'nin 2. Günü, yani 6 Eylül tarihinde, 'Bedirhanlı ailesinden Celadet ve Kamuran ile Diyarbakırlı Cemil Paşazade Ekrem adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle Diyarbakır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silahlı Kürtlerin koruyuculuğunda Elbistan ve Akçadağ üzerinden Malatya'ya geldikleri, orada Mutasarrıf ve Belediye Başkanı tarafından karşılandıkları' 13. Kolordunun yazısından anlaşılıyor. 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'nın 3. Kolordu Komutanlığına bununla ilgili olarak gönderdiği 6 Eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide: 'Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere, İstanbul Hükümeti'nin izniyle dolaştığını söyledikleri, Malatya'da bulunan süvari alayının mevcudunun azlığı yüzünden bunların tutuklamaya cesaret edemediği, bununla birlikte hemen tutuklanmaları için İstanbul'a başvurulduğu 13. Kolordudan bildirilmiştir. Bu adamların ne maksatla, hangi görevle, nereleri gezecekleri konusunda bildiklerini Harput Valisi'nden sordum' denilmekte idi. Harput Valisi Ali Galip Bey'dir. Bu adamların ne maksatla geldiklerini 3 Temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. Beş on silahlı Kürt'e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş, asıl hayret verici olan husus, bunların tutuklanması için İstanbul'a başvurmuş olduğu haberidir. Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zaman ki durum değerlendirmesinde, dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulunduğunu göstermesi bakımından kaydediyorum. Diyarbakır'da, 13. Kolordu Komutanının tutumu şüpheli görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı'na 3. Kolordu Komutanı'nın imzasıyla 1 Eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye özel) şifrede, Vali Galip, Malatya Mutasarrafı Halil, Kamuran, Celadet ve Ekrem Beyler'le beraber İngiliz Binbaşısının mutlaka yakalanıp Sivas'a gönderilmeleri için Elazığ'da bulunan 15. Alay Komutanı İlyas Bey'in kendi komutasında 60 kadar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç 9 Eylül de Harput'tan Malatya'ya hareketi ile ilgili olarak ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi. 8 Eylül de, Sivas'tan bir otomobille bazı subayların gönderileceği bilgisi verildi'.

Diyarbakır'dan, Kurmay Başkanı 7/8 Eylül 1919 tarihinde verdiği cevapta durumu İstanbul'a sorduğunu söyleyince Mustafa Kemal Paşa şu telgrafı yollar ;

'Malûm şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti bu alçaklığa ortaktır. Oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir. Bu hususta tebligat yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek şekilde, hemen emir vermek, vakit geçirmemek gerekir'

Mustafa Kemal, Alay Komutanı İlyas Bey'e şunları söylemektedir ;

'Vali Galip Bey, İngiliz Binbaşısı, Kamuran, Celadet ve Ekrem Beyler'in hep birlikte ustalıklı bir tertiple yakalanarak Sivas'a gönderilmeleri zaruridir' biçiminde emir vermiştir ama Cemal Bey; 'Arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna elverişli değildir' diye bu işi yapamayacağını belirtmiştir.

Mustafa Kemal Paşa telgraf başında bekleyerek çevre illerdeki askeri birlikleri cesaretlendirmiş, değişik yerlerden askeri birlikleri Malatya'ya sevk ediyormuş gibi bir hava yaratarak Ali Galip suikastını püskürtmeyi başarmıştır. Sivas'a 10 Eylül günü geç vakitte gelen telgrafta şöyle denilmektedir ;

'Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz Binbaşısı ve yardakçıları olan malum kimseler 15. Alayın Elazığ'dan hareketini ve kendilerinin tutuklanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kahta'daki Bedir Ağa'nın yanına gittikleri ve oradan alacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor'.

Kaçmadan önce 9 Eylül akşamı, vezneden para alıp, 'Mustafa Kemal Paşa ve adamlarının ortadan kaldırılması masraflarını karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı bin lira alınmıştır' diye senet de bırakan suikastçılarla ilgili olarak Kemal Paşa, 10 Eylül de İlyas Bey'e şu talimatı verir ;

Kaçakların süratle yakalanmaları

Kürtçülük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması

Malatya'da Mutasarrıflığı Jandarma Komutanı Tevfik Bey'in üzerine alması, uygun namuslu ve vatansever bir zatın da Harput'ta hemen valilik makamına getirilmesi

Malatya ve Harput'taki hükümet kuvvetlerini tamamen ele alarak vatan ve millet aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi

Kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edileceğinin ilanı ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi

Milli varlığımızı tehlikeye sokacak olacak yabancıların askerlerine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerinin alındığının' bildirilmesi

Mustafa Kemal Atatürk, bundan sonra, bu suikast tertibinin İstanbul hükümetinin eliyle yürütüldüğüne ilişkin belgeleri ortaya koyar. Osmanlı Dahiliye Nazırı Âdil Bey 'le Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa'nın ortak imzalarıyla Elazığ Valisi Ali Galip Bey'e verilen 3 Eylül 1919 tarihli talimatta şunlar anlatılmaktadır ;

'Bildiğiniz üzere, Erzurum'da kongre adı altında birkaç kişi toplanarak bir takım kararlar aldılar. Ne toplantıların, ne de aldıkları kararların bir değeri ve önemi vardır. Ancak, bu durumlar ülke çapında bir takım dedikodulara yol açıyor. Avrupa'ya da pek abartılarak aksettiriliyor. Bundan dolayı da kötü etkiler yaratıyor. Ortada önem verilmeye değer hiçbir kuvvet ve hiçbir olay bulunmadığı halde, sırf bu abartma ve kötü etkilerden endişeye düşen İngilizlerin, yakında Samsun'a epeyce bir kuvvet çıkaracakları tahmin ediliyor. Hükümetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği, malum genelgeye aykırı hareketler devam ederse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin Sivas'a ve oradan daha da ilerleyerek bir çok yerleri işgal etmeleri ihtimalden uzak değildir. Bu da memleketin çıkarlarına elbette ki aykırıdır. Erzurum'da toplanan malûm şahısların yakında Sivas'ta birleşerek yeni bir kongre toplamak istedikleri, olaylarla ilgili haberleşmelerden anlaşılıyor. Böyle beş on kişinin orada toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı Hükümetçe bilinmektedir. Ne var ki bunları Avrupa'ya anlatmak mümkün değildir. İşte bunun içindir ki, onların orada toplanmasına meydan vermemek gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için, her şeyden önce, Sivas'ta hükümetin tam olarak güvenini kazanmış ve memleketin iyiliğine olan tebligatı olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali bulundurmak gerekmektedir. Yüksek şahsınızı onun için oraya gönderiyoruz.

Gerçi, Sivas'ta kongre toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç bir şey değilse de, yüksek dereceli sivil memurlarla, komutanların, subayların ve askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla, hükümetin aldığı tedbirleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya ve malum şahısları güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları göz önünde bulundurularak, güvenilir bir iki yüz kişinin yanımızda bulunması başarı sağlama bakımından uygun görülmektedir. Bundan dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralardaki Kürtlerden güvenilir yüz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gidildiğini hiç kimseye sezdirmeden, Sivas'a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve ayıları az olmakla birlikte oradaki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız, karşınızda başka bir kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak toplantıya meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp, gözaltında İstanbul'a gönderebileceğiniz aşikardır. Böylece, kazanılacak hükümet nüfuz ve otoritesi, içeride macera peşinde koşanları yıldırarak bir daha bu gibi kötü hareketlerin meydana gelmesini önleyeceği gibi, dışarıda da pek iyi bir etki yapacak, yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki tasarılarından vazgeçmeleri için hükümetçe yapılacak müracaat ve teşebbüslere sağlam bir dayanak oluşturacaktır (Devam Edecek).