Eskiden mahalle diye bir şey vardı. Sadece aynı sokakta oturmak değildi olay. Herkes birbirini tanırdı, kim kimin çocuğu bilirdi. Şimdi aynı apartmanda oturan insanlar bile birbirine yabancı.

Akşam olunca sokakta top oynayan çocuk sesleri gelirdi. Camdan “yavaş oynayın” diye bağıran teyzeler olurdu. Şimdi sokaklar sessiz. Çocuklar ya evde ya da telefonda. Dışarı çıksalar bile eski samimiyet yok.

Mahalle bakkalı diye bir gerçek vardı mesela. Veresiye defteri olurdu. “Sonra veririm” denirdi, kimse de şüphe etmezdi. Şimdi herkes kartla ödüyor ama güven sanki daha az.

Komşuluk desen ayrı bir konu. Eskiden kapı çalınır, “şeker bitti” denirdi. Şimdi kapı çalsa insanlar önce kapı deliğinden bakıyor. Tanımıyorsa açmıyor bile. Biraz garip ama gerçek.

Belkide hayat hızlandıkça insanlar birbirinden uzaklaştı. Herkes kendi derdine düştü. Kimsenin kimseye ayıracak vakti kalmadı gibi. Ama bu durum insanı farketmeden yalnızlaştırıyor.

Aslında mahalle kültürü dediğimiz şey çok büyük bir şey değildi. Küçük ama samimi ilişkilerdi. Bir selam, bir sohbet, bir çay… Hepsi bu.

Belki eskiye birebir dönmek zor. Ama en azından bulunduğumuz yerde küçük bir adım atılabilir. Apartmanda birine selam vermek mesela. Çok basit ama bir yerden başlamak lazım.

Çünkü insan, insanla güzel. Bunu unutmaya başladık gibi biraz.