Çocuk on yaşlarında.
Ama rahat on beş yaşında gösteriyor.
Beş yaş ileriden gidiyor.
Çünkü obez.
İşin uzmanlarına sormak lazım, belki de morbid obez.
Devasa, anormal bir görünümü var çocuğun.
Belediye parkına annesiyle gelmiş çocuk.
Belli ki bu durum onun yalnızlaşmasına; akranları tarafından alaya alınmasına, dışlanmasına da neden oluyor.
Anne kurtarmak istiyor çocuğunu bu durumdan.
Oturduğu yerden kalksın, kendi çocukluğundaki çocuklar gibi koşsun, oynasın istiyor.
Futbol topunun peşinden koşsun istiyor mesela.
Çember çevirsin, uçurtma uçursun, bisiklete binsin istiyor.
Sonra kızlarla birlikte ip atlasın, saklambaç oynasın istiyor.
Yakalamaca oynasın, oyun gereği de olsa, gözüne kestirdiği güzel kızların peşinden koşsun istiyor...
Gülsün, eğlensin, oynasın istiyor.
***
Çocuğun elindeki cep telefonunu, önündeki abur cuburu çekip alıyor anne.
Çocuk sinirleniyor.
Anne vazgeçmiyor.
İte kaka yerinden kaldırıyor çocuğu.
Kolundan çekip boş alana götürüyor.
Karşısına geçiyor.
Hoplayıp zıplamaya başlıyor.
“Hadi,” diyor. “Sen de yap.”
Çocuk hareket etsin istiyor.
Koşsun, oynasın...
Hoplasın, zıplasın istiyor.
Ama tık yok çocukta.
Zaten ayakta zor duruyor.
Bedeni ağırlaşmış.
Bacaklarına, omzuna o yaşta dünyanın ağırlığı, yükü binmiş.
Ya kafasının içine binen yük, ağırlık?
Annesi önündeki abur cuburu, en çok da cep telefonunu elinden aldığı için annesine karşı öfkeli çocuk.
Sadece annesine mi?
Her şeye karşı öfkeli.
O an önüne çıkacak her şeyi yakıp yıkmaya, kırıp dökmeye hazır.
Anne arada bir hoplayıp zıplamayı bırakıp çocuğa uzanıyor.
Çocuğun kollarını yakalayıp havaya kaldırıp indiriyor.
Bırakınca löp diye iki yanına düşüyor çocuğun kolları.
Omuzlarından tutup sağa sola ıralıyor çocuğu.
Yok! İstemiyor çocuk.
Hareketsiz, kıpırtısız.
Üstelik de mayalı somun ekmeğine benzeyen yüzü asık.
Anne pes ediyor sonunda.
Banktaki telefonu alıp geliyor.
Çocuğa veriyor.
Çocuğun karşısına geçip yeniden hoplayıp zıplamaya başlıyor.
Çocuk elinde telefonla, gözü telefonun ekranında, parmağıyla ekranda bir şeyler yaparak bir iki kıpırdanıyor sağa sola.
Sonra yine hareketsiz.
Sadece parmağı hareket ediyor, cep telefonunun ekranı üzerinde.
Annenin,
“Hadi! Hopla! Zıpla!” çığlıklarını duymuyor bile.
Bir süre sonra da başını telefon ekranından kaldırmadan gidip banka oturuyor.
O ağır cüssesiyle, kamburunu çıkararak telefonun üzerine kapanıyor.
Gerçek dünyayla bağını koparıyor.

Telefonun ekranındaki gerçek dışı dünyada yaşıyor.

Ve geleceğimiz, ileride yetişkin olacak…

Olacak da nasıl olacak…

İşte bu çocuklara emanet.