Tüketim, doğal ihtiyaçların mal ve hizmet aracılığıyla gerçekçi bir şekilde tatmin edilmesidir. Günümüzde, tüketim çeşitliliği ve sayısal artışı 'gelişmenin göstergesi' gibi kabul görüyor.
Daha çok tüketim, daha çok ilerleme olabilir mi?
Ya da mutluluk diyebilir miyiz?
Yaygınlaşan tüketim anlayışıyla, sınıfsal farklar giderilmiş oluyor mu?
***
Uluslararası markalar dünyanın her yerinde…
Eskişehir'in İkieylül Caddesi'nde, İstanbul'un Bağdat Caddesi'nde, Erzincan'ın Ulalar Beldesi girişinde, Paris'in L'Arc de Triomphe Meydanı'nda, Peru'nun Ollantaybambo Köyü'nde…
Belki, sokağınızın caddeye açıldığı köşede…
Her yerde aynı logolar altında alışveriş merkezleri görme olasılığımız çok yüksek.
Geniş alanlara yayılan, içinde uluslar arası markaların, telaffuzu zor adlarının renkli ışıklarla yandığı, insanın 'tüketme güdüsü'nü gıdıklayan, geleneksel tüketim anlayışımızı değiştiren alışveriş merkezleri…
Kodlarla, sistemlerle donatılmış; doğal ve biyolojik düzeni deforme edip farklılaşmayı körükleyen; gerçek ihtiyaçlarla, sahte ihtiyaçları birbirine karıştıran alışveriş mabetleri…
'Semt esnafı kültürü' insancıllığının yerini, 'nesnelerle olan ilişkiler'in aldığı yeni kültür…
***
Tüketim toplumu bireyi;
Satın almayı ve sergilemeyi görev sayar. Satın aldıklarının bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Tüketim anlayışı, diğerlerinden 'farklılaşma ihtiyacı'na dayanır.
Acımasız tüketim toplumuyla bütünleşir, İhtiyaçlarının karşılamak yerine, tüm mal ve hizmetleri satın almaya yönelir. Artık değeri de, ahlakı da 'tüketim zorunluluğu'na dayanmaktadır.
Bir davette, aynı elbiseyi satın alan biriyle 'pişti olmak', en büyük endişesi haline gelir.
***
Kapitalist kuşatma altındayız.
Salgın bir hastalığa yakalanmış gibi, müthiş bir tüketme arzusuyla donandık ve 'tükettikçe tükenmekteyiz.'
Eğlence, dost buluşmaları, sohbet; hatta sanatsal ve kültürel alandaki sosyal etkinlik açlığımızı, alışveriş merkezlerinin albenili mekanlarında gerçekleştirmekteyiz.
Çevrenize bakın!
İhtiyacı olmasa da, parası olmasa da boş zamanlarını bu merkezlerde öğüten; dost randevularını bu tüketim saraylarında veren bir tanıdığınız yok mu?
Kodlanmış tüketim hastalığının prangalarına gönüllü boynunu uzatan…!
***
Sadece marka adlar biliniyor.
Yıllarca yönetici olarak çalıştığım özel okulun, öğrenci servislerinin güzergahlarını belirlerken, durak yerlerini genellikle anıt, park, meydan, resmi kurum, cadde, sokak, semt vb resmi-yerel-kültürel adları kullanarak belirledim; velilere duyurdum.
Veliler durakların yerini tam anlayamadığı için, gün boyu telefon yağmuruna tuttu beni.
Rahatsız olup diğer yönetici arkadaşıma havale ettim işi. O, durak adlarını yeniden belirledi, duyurdu. Yeni durak adlarını herkes anladı, hiç kimse aramadı.
Merak edip sorunca, bana yeni durak isimlerinin listesini verdi.
Duraklar aynı yerlerdi, ama aklınıza gelebilecek büyük-küçük ne kadar 'alışverişe / tüketime yönelik marka isim' varsa, 'önü, yanı, arkası, karşısı' kelimeleri eklenerek belirlenmişti. (O isimleri reklam olmasın diye kullanmıyorum.)
Yerel ya da resmi adları bilmeyenler, hemen yanındaki / üzerindeki 'markalı tüketim mekanları'nı iyi biliyorlardı. Kapanmış olsalar bile, aynı isim o muhite yapışmış gibi kullanılıyordu.…
Adres tarifleri de benzer yöntemle olmuyor mu?
***
Popüler tüketim kültürü…
Tüketimi insan beynine kodlayan, özendiren kültür!
İnsanı etkisine alan, sadece onun sınırları içinde özgür olabilmeyi beyinlere kazıyan, sonunda da bireyi çıkmaza ve bunalıma sürükleyen kültür…
Endüstriyel piyasanın aracı…
Endüstriyel tüketimin yeni kültürü!