Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), bu günlerde ülke gündemindeki fon kriziyle daha çok anılıyor.
Bunun yanında yurttaşların yaşam koşulları açısından yayınladığı bir veriyi kesinlikle atlamamak gerekiyor.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan BDDK haftalık bültenine göre bankacılık sektöründeki toplam kredi hacmi 240 milyar 15 milyon lira artarak 28 trilyon 642 milyar 297 milyon liraya yükseldi. Bunun 3 buçuk trilyonu aşkın bir seviyesi bireysel tüketici kredilerinden oluşuyor. Kredi kartı borçlarıysa 3 buçuk trilyon lirayı aştı.
En çarpıcı veriyse takipteki alacaklar… Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar 914 milyar 514 milyon liraya ulaştı. Yani bankalara olan borcunu ödeyemeyen yurttaşların toplam krediler içindeki payı rekor seviyeye ulaştı.
Bunun en temel nedeni, yurttaşların borçlarına karşılık gelen gelirden yoksun olması. Gelir-gider arasındaki ilişkide denge giderler aleyhine epeyce bozukmuş vaziyette.
Ücretlerin, paranın satın alma gücündeki düşüşe bağlı olarak reel açıdan gitgide düşmesi, yurttaşların temel yaşam gereksinimlerini karşılamasını zorlaştırıyor. Buna bağlı olarak günlük giderleri karşılamak için borçlanma kanalları kullanılıyor.
Borçlanmanın toplam hane geliri içerisindeki payının artması, geçim olanaklarını imkansız hale getiriyor. Yurttaşlar bir yandan mevcut borçlarını ödeyemez duruma gelirken, diğer yandan KKB puanları yettiği ölçüde borçlanmaya devam ediyor.
Borcunu ödeyememe meselesiyse KKB puanlarını düşürdüğü için yeni borçlanma olanakları da daralıyor. Bu nedenlerle milyonlarca yurttaş BDDK’dan yeni bir yapılandırma kararı bekliyor.
Mevcut kredi ve kredi kartı borçlarının uzun vadelere yayılarak yapılandırılması, milyonlarca insanın gündeminde. Ancak yürürlükteki mevzuata göre kredi vade oranları çok düşük ve borçlanma faizleri çok yüksek. Buna karşılık herkesin beklentisiyse yeni bir yapılandırma kararı.
Aksi takdirde ne borçlar sürdürülebilir ne de temel geçim gereksinimlerine ulaşılabilir.
Öte yandan esas mesele, paranın mal ve hizmetler karşısındaki sarın alma gücünü geliştirmek. Yoksa reel ücretlerin düşüş hızı, yaşamı sürdürmekte zorlanan yurttaşları yeniden borç batağına sürükleyecek.