Eskişehir’in ve hatta ulusal basının gündeminde bir süredir önemli bir yer işgal ediyor Kurşunlu Külliyesi.

Geçtiğimiz salı günü saat 11.00’de kapısına kilit vuruldu. Önce Ahşap Eserler Müzesi’nin kapısı kilitlendi. Külliyenin önünde Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, baro temsilcileri, parti yöneticileri ve esnaf toplanmıştı. Lületaşı Müzesi’nde çalışan kadınlar ise görevlileri içeri almadı. “Burası kime peşkeş çekilecek, bunu öğrenmek istiyoruz” dediler.

Olayın en tuhaf yanı takvimi. Belediye tahliyeye karşı dava açtı. Eskişehir 1. İdare Mahkemesi 26 Ekim’de yürütmeyi durdurma talebini, idarenin savunmasını aldıktan sonra karara bağlayacağını bildirdi.

Odunpazarı Kaymakamlığı da 30 Ekim’de bu karara kadar tahliyeyi durdurdu. İki gün sonra, 2 Kasım’da yeni bir yazı geldi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tahliyenin önünde hukuki engel görmüyordu, külliye ertesi gün saat 11.00’de teslim edilecekti. Kazım Kurt’un sorusu çok yerinde: İki günde ne değişti? Kurt’a göre mahkemenin tanıdığı savunma süresi ayın 12’sini, 13’ünü buluyor. Yani mahkeme konuşmadan kapıya kilit vuruldu.

Bu noktada Vakıflar tarafına da değinmek gerekir. Külliye 16. yüzyıldan kalma bir vakıf eseri, mülkiyet Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde, belediye ise kiracı. AKP Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, Vakıflar’dan aldığı bilgiye dayanarak belediyenin kiracılardan 419 bin lira toplayıp Vakıflar’a 123 bin lira ödediğini söylüyor. Külliyenin tarihî kimliğine uygun biçimde değerlendirileceğini, uygun faaliyetlerin sürdürülmesinin de ele alınacağını ekliyor.

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ise tam tersini söylüyor. Kira artışı hesabında taraflar anlaşamamış, alt kiracılardan alınanın üç katı elektrik, doğalgaz ve otopark giderlerine gidiyormuş. Rakamlar şimdilik karşılıklı iddia. Ama mesele kira bedeli değil gibi görünüyor.

Ancak Kurt’un yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Nitekim bu süreçte elini kolunu bağlayıp beklemedi. Külliyenin bakım ve işletme yükünü yıllardır belediye taşıyor, Kurt da bunu sahiplenerek yürüttü. Vakıflar kira sözleşmesini yenilemeyeceğini bildirince dava açtı, dava istinaf aşamasındayken yasa çıkınca bu kez Geçici 15. maddeden yararlanmak için başvurdu. Cevap alamayınca ikinci davayı açtı. Tahliye tebligatı gelince yürütmenin durdurulması için idare mahkemesine koştu. Eskişehirlilere, Kültür ve Turizm Bakanı’na seslendi. Külliyedeki eserleri 400 sayfalık envanterle tek tek kayıt altına aldı. Kiraya verilmezse eserleri Bakanlığa hibe etmeye hazır olduğunu bile söyledi. Hukukun gösterdiği kapıların hepsini çaldı.

Mesele yasada. Aralık 2025’te çıkan 7565 sayılı Kanun’la Vakıflar Kanunu’na Geçici 15. madde eklendi. Madde, Vakıflar’a ait taşınmazlarda kiracılığı uyuşmazlıklı süren ya da ticari faaliyet yürüten kiracılarla beş yıla kadar yeni kira sözleşmesi yapılabileceğini söylüyor. Şartlar da şunlar: Borç olmayacak, Genel Müdürlük aleyhine açılan davalardan vazgeçilecek, yeni kira bedeli ve koşulları kabul edilecek, yasanın yürürlüğünden itibaren altı ay içinde başvurulacak.

Belediye şartları kabul ettiğini bildirerek başvurduğunu, ama ne evet ne hayır cevabı aldığını söylüyor. Kurt bu durumun “açıkça kanuna aykırı” olduğunu savunuyor. Bunu karara bağlayacak olan mahkeme.

Maddenin lafzına dikkat edin: “yapılır” değil, “yapılabilir” diyor. Yani Vakıflar’ın takdir yetkisi var. Ama takdir yetkisi “canım istemedi” demek değildir, kamu yararıyla sınırlıdır. Kurt’un hesabına göre üç müzeyi, bir cam atölyesini, üç festivali ve yirmiye yakın esnafı ayakta tutan bir kullanıcıyı gerekçe göstermeden kapıdan çıkaran idareye “neden” diye sormak herkesin hakkı. Kurt da soruyor: Burayı ne yapacaksınız? Henüz cevap yok. Belediyenin elinde 400 sayfalık bir eser envanteri var, eserlerin nereye gideceğini ise kimse söylemiyor.

Kurşunlu’da mülkiyet tartışması yok, kiracılık var. Ama aynı yasanın başka bir maddesi mülkiyete uzanıyor. Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi 2008’den beri, vakıf yoluyla kurulup belediye mülkiyetine geçmiş kültür varlıklarının mazbut vakfa devrini öngörüyordu. Aralık 2025’te madde genişletildi. Vakıf kaynaklarından onarım ya da katkı almış yapılar da “vakıf yoluyla meydana gelmiş” sayılıyor. Muhalefet milletvekilleri Meclis’te bunu belediyelerin kültür alanlarına el koymanın yolu diye eleştirdi. İktidar gerekçe olarak kültür varlıklarının korunmasını gösterdi. Vakıflar’ın İBB’nin Saraçhane binası için de başvuru yaptığı bildirildi. Mardin’de kayyımın görev süresinin iki ay daha uzatıldığı haberi de aynı günlerin gündemindeydi…

Bunun bir de emek tarafı var. Kurt’a göre tahliyeyle 18 kişi işsiz kalacak. Lületaşı Müzesi’nde ve külliyedeki işletmelerde çalışanların çoğu kadın. Müze gezmeye gelenlerin ayakta tuttuğu küçük işlerin sahipleri söz konusu emekçiler. Kendileri de belediye olmazsa buraya kimsenin gelmeyeceğini söylüyor. Kültür dediğimiz şey burada doğrudan bir geçim meselesi.

Kurşunlu'nun kapısına kilit vurulunca içeridekiler kadar dışarıda kalanlar da oldu. Külliyenin kedisi de kapıda kaldı. Yıllardır avlusunda dolaştığı, kendine yuva bildiği külliyeye artık giremiyor Prens. Dolayısıyla bir yere kilit vurmak, orada biriken hatıraları, esin kaynaklarını ve yaşamı dışarıda bırakmak anlamına geliyor.

Bu ilk de değil. Kurt, yaklaşık on yıl önce aynı külliyede oturma eylemi yaptığını hatırlatıyor. O gün Eskişehir Valisi hak kaybı olmadığını söylemişti. Kurt da külliye on yıl boyunca AKP’li belediyenin elindeyken kimsenin rahatının kaçmadığını anlatmıştı. Koruma, kimin elinde olduğuna göre mi işliyor?

Sonuç olarak bir yapıyı korumak, onu yirmi yıl ayakta tutan kurumu kapıdan çıkarmak değildir. Mahkeme ne karar verirse versin Eskişehir bir soruya cevap bekliyor. Yerel demokrasi, “koruma” adı altında mı daraltılıyor? Kurt “Biz boşaltmayacağız” dedi. Hukukun bütün kapılarını çalan, kenara çekilmeyen Kazım Başkan’a ben bu yüzden hak veriyorum. Kilit kapıyı kapatır, ama külliyenin yirmi yılda Eskişehir’e kazandırdığı birikimi silemez.