Aniden bastıran, kısa sürede çok miktarda su bırakan vesellere, erozyona, su baskınlarına, göllenmelere neden olan yağışlar; açık su depoları (baraj gölleri vb.) ve doğal göllerdeki su seviyelerini yükseltip, akar suların debilerini artırdığı için kuraklıkların devam edeceği endişelerini giderdi.
Bunun yanı sıra, kışlık olarak yetiştirilen ürünlere gereken ilkbahar gübrelerinin verilmesi ve yazlık ürün ekimlerinin yapılması için arzulanan ortamda oluştu. Fayda ile zararın iç içe geçtiği bu gibi durumları özellikle son yıllarda daha sık görmeye başladık. İklim değişiklikleri nedeniyle benzer olaylarla gelecekte de yöresel, bölgesel veya yurt çapında karşılaşma olasılıkları üzerinde öngörüler bulunmaktadır.
Yazının başlığını “yıkandı ve doydu” diye yazmayı çok isterdim. Diyemiyorum çünkü bu yağışların toprağın içine derinlere doğru sızarak, toprağı tabaka tabaka doyurarak indiği, oralarda yer altı doğal su sistemlerini, yer altı doğal su depoları olan aküferleri yeterince beslediği konusundan şüpheliyim. Çünkü arka arkaya yaşadığımız kuraklıklar sırasında başta kuru tarım alanlarındakiler olmak üzere sulanmayan topraklar, yüzeyden derine kadar kururken, sulanır alanlarda aşırı su çekimi nedeniyle yer altı doğal su varlığı çok büyük ölçüde tüketilmiştir. Toprak verimliliği; yüzeyden aşağıya doğru inildikçe havanın, suyun, köklerin, hatta organik maddelerin ve çeşitli organizmaların ne kadar derinliğe indiği ve biyolojik canlılığın, madde ayrışmalarının düzeyiyle önemli oranda ilişkilidir. Topraklarımızın büyük kısmı derin değil yüzlektir, kireçlidir, organik maddece fakirdir. İşleme hataları nedeniyle toprakların ciddi bir miktarında granüler yapı bozulmuş, adeta un-ufak olmuştur. Buna bağlı olarak gözenekler tıkanarak alt tabakalara su ve hava geçirgenliğini zorlaştırmakta ve azaltmaktadır. İyi bir toprakta hava ve su miktarı oranı yaklaşık %25 civarında olmalıdır, su miktarı arttıkça hava ve dolayısıyla oksijen miktarı azalmaktadır. Bu gibi ortamlarda mikroorganizma faaliyetleri azalır ve bitkilerin besin alımı zorlaşır, kök faaliyeti giderek aksar, kök elişmesi ve bitki boylanması geriler, şiddetli sararma (kloroz) meydana gelir (bu su kesmesi olarak da adlandırılır). Toprak havası ve bu havadaki oksijen oranı bitki büyümesini sağlayan hormonların (ör. gibberellin ve cytokinin ) üretimini etkiler. Yeterince havalanmayan topraktaki organizmaların (aerob mikroorganizmalar ve toprak hayvancıkları) yaşama koşulları ile organik madde ayrışma olaylarında olumsuz önemli değişiklikler olur. Anaerob organizmaların solunumu nedeniyle toprakta karbondioksit miktarı artar, kök ölümleri oluşabilir. Ölen kökler ve organizmaların, ayrışması ile de ortaya çıkan karbondioksit ve sonra oluşan metan, hidrojen sülfür, amonyak bitki kökleri için zehir etkilidir.
Toprağın geçirgenliği genel olarak toprağın türüne, organik maddenin miktarına, gözenekliğine bağlıdır. Üst toprak organik maddece yeterli, iri gözenekli ve granüler yapıda olursa geçirgenlik artar. Buna karşılık alt toprağın sıkı oturması, daha killi olması, gözeneklerin daha küçük olması ve daha az organik madde olması toprağın geçirgenliğini önemli derecede azaltır. Toprakta olması istenen miktarın çok üzerinde su olması ve gözeneklerin çoğunu veya tamamını doldurmuş olması, hele birde toprak yüzeyinde göllenmeler olması ciddi zararlara, verim hatta büyük ürün kayıplarına neden olur. Özellikle ağır yapılı topraklarda suyun yerçekimi ile derine sızması çok yavaş olabildiğinden (buharlaşma ortamı da yoksa) zararlar daha da artacaktır. Eğer mevcut üründen ümit kesilirse yerine yetiştirilecek ürünler için gereken masraflarda eklendiğinde kayıplar çok daha büyük olacaktır. Geçmişte kuru tarım alanlarında ağır kar yağışlarının olduğu bazı yıllarda, ani gelen sıcaklıklarla çok kısa sürede olan erimeler neticesinde göllenmeler oluşmuş ve önemli zararlar görülmüştür. Göllenmeler veya çok sayıda parçalı birikintiler halinde olan suların tahliyesi ve özellikle derinlere sızması bu bakımdan çok önemlidir. Toprak ıslakken üzerinden ağır alet ve ekipmanlar geçirilmesi, traktör, römork, kamyon gibi ağır vasıtaların ıslak olmasa da toprağı sıkıştırması ve kulaklı pullukla yapılan sürümlerde pulluğun hep aynı derinlikten çekilmesi ve özelliklede ağır tavda sürüm yapılması gibi hallerde topraklarda 35-40 cm de bazen daha da derinde sert, 8-10 cm kalınlığa ulaşabilen geçirimsiz bir tabaka oluşabilmektedir. Killi-kireçli topraklarda aşırı sulamalar sonucu veya sık su basması olduğu hallerde de sert tabakalar oluşabilmektedir. Toprağa giren su, bu tabakanın altına geçemezse bunun üstünde kalan toprak tabakası doyana kadar su depolanır, gerisi arazinin eğimi yönünde yüzey akışına geçer, akarken bazen birlikte toprağın en verimli olan üst kısmından çözebildiği kadar toprak da alır gider, yani su erozyonu yapar. Meyilli olmayan taban arazilerde veya çukurluk alanlarda ise birikintiler veya göllenmeler oluşur. Bu göllenmelerin süresi uzadıkça giderek toprak havası azalır ve oksijen olmayan ortamlarda yaşayabilen ve böyle zamanlarda bitkilerde çeşitli zararlara neden olabilen organizmalar çoğalmaya başlar. Göllenen suyun çekilmesi geciktikçe, toprağın yeterince kuruyup, ısınması da geciktiğinden; ekili olan bitkilerin büyümeye başlaması, ilkbahar gübre ve ot ilacı uygulamaları, nadasta olan yerlerde toprak işlemeleri gecikir. Kök, dip ve sap çürüklükleri görülmeye başlar.
“Taban taşı, kist, pulluk tabanı” gibi isimler verilen bu sert tabakaların özellikle kuru tarım alanları başta olmak üzere 4-5 yılda bir patlatılması, yağışların veya sulama sularının ve hatta köklerin daha derinlere inebilmesini sağlayacaktır. Böylece, depolanan sulardan daha az ve yavaş buharlaşma kaybı olacak, buna karşılık kökleri daha derinlere inebildiği için bitkiler daha uzun süre ve daha fazla miktarda sudan faydalanabilecektir. Kulaklı pulluklarla yapılan sürümlerde pulluğun her yıl farklı bir derinlikten çekilmesi “pulluk tabanı” oluşmasını önleyebilir, ancak olabildiğince derinden sürmek bunun daha altında oluşmuş bir tabakayı etkileyemez, fazladan yakıt kaybı olur, ayrıca bu derinlikteki toprak olgun değilse üst tabakalara taşınmış olur. Dip patlatma toprak tamamen kuru olduğunda “dip kazan aleti” ile yapılır. Bunun inemediği derinlikte olan ve/veya çok kalın olan tabakalar için “riper” kullanmak gerekebilir. Uygulama yapılan yerlerde (sulama imkanı yoksa) takip eden bir üretim yılında düşük verim alınır, sonraki yıllarda önemli yararları görülecektir. Topraklarımızın organik madde oranının yükseltilmesi ve biyolojik canlılığın olabildiğince derine indirilmesi birçok konuda olduğu gibi bu konuda da çok büyük faydalar sağlayacaktır.